Sitemizi Google aramalarında tercih edilen kaynak olarak ekleyin.

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Nahçıvan Antlaşması’nın imzalanmasından bu yana geçen 17 yılda yaşanan bölgesel krizlere ve savaşlara rağmen kurumsal gelişimini sürdürerek uluslararası alandaki ağırlığını artırdı. Türkiye’nin dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralmasıyla teşkilatın ekonomik, siyasi ve stratejik iş birliğinde yeni bir aşamaya geçmesi bekleniyor.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Buğra Bekir Işılak, Türk dünyasının sahip olduğu ekonomik ve jeopolitik potansiyele dikkat çekerek, önümüzdeki dönemin en önemli meselesinin bu potansiyeli somut kazanımlara dönüştürmek olacağını söyledi.
TÜRK DÜNYASININ EKONOMİK VE JEOPOLİTİK AĞIRLIĞI ARTIYOR
TDT’nin 17 yıllık gelişim sürecini değerlendiren Buğra Bekir Işılak, teşkilatın uluslararası sistemde giderek daha fazla önem kazandığını belirtti. Üye ve gözlemci ülkelerin toplam 4,8 milyon kilometrekarelik bir alanı ve 180 milyonluk nüfusu kapsadığına işaret eden Işılak, ekonomik göstergelerin de bu potansiyeli ortaya koyduğunu kaydetti. Söz konusu ülkelerin toplam gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık 2,11 trilyon dolara, dış ticaret hacminin ise 1,12 trilyon dolara ulaştığını belirten Işılak, Türk dünyasının dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 2’sini, küresel ticaretin ise yüzde 3,6’sını oluşturduğunu hatırlattı.
Teşkilatın öneminin ekonomik göstergelerle sınırlı olmadığını da vurgulayan Işılak, enerji kaynakları ve stratejik ulaşım güzergâhlarının da Türk dünyasının uluslararası konumunu güçlendirdiğini dile getirdi ve şunları söyledi:
“Türk Devletleri Teşkilatı, Nahçıvan Antlaşması’ndan günümüze kadar geçen süreçte kendisini geliştirmeye devam ediyor. Aradan geçen 17 yılda pek çok kriz ve savaş yaşanmasına rağmen Türk devletlerinin tek bir çatı altında istikrarlı biçimde gelişimini sürdürmesi son derece önemli. Bugün teşkilatın uluslararası ağırlığı her geçen yıl artıyor. Üye ve gözlemci ülkelerin sahip olduğu ekonomik kapasite, enerji kaynakları ve stratejik coğrafi konum, Türk dünyasını küresel ölçekte önemli bir aktör haline getirebilecek potansiyeli barındırıyor. Bu nedenle teşkilatın geleceğini yalnızca kültürel yakınlık üzerinden değil, ekonomik ve jeopolitik imkânları üzerinden de değerlendirmek gerekiyor.”
Işılak, Orta Asya’dan Hazar Havzası ve Kafkasya üzerinden Anadolu’ya uzanan coğrafyanın Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve ulaştırma bağlantılarının merkezinde bulunduğuna dikkat çekti. Üye ve gözlemci ülkelerin petrol ve doğal gaz kaynakları, kritik madenleri ve yenilenebilir enerji potansiyeliyle küresel enerji arz güvenliğinde önemli rol oynadığını belirten Işılak, bu unsurların teşkilatın stratejik değerini artırdığını ifade etti.
ANKARA ZİRVESİ TÜRKİYE’NİN ROLÜNÜ GÜÇLENDİRDİ
30 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen TDT 13. Zirvesi, teşkilatın geleceği açısından önemli bir aşamayı temsil ediyor. 2021 yılında İstanbul’da düzenlenen zirvede Türk Konseyi’nin adı Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmişti. Beş yıl sonra Türkiye’nin yeniden ev sahipliği yaptığı zirvede dönem başkanlığını devralması, Ankara’nın teşkilatın kurumsallaşmasındaki rolünü yeniden öne çıkardı.
Buğra Bekir Işılak, İstanbul Zirvesi ile Ankara Zirvesi arasındaki dönemin Türk dünyasının kurumsal gelişimi açısından önemli olduğunu belirterek Türkiye'nin yeni dönemde üstleneceği sorumluluğa dikkat çekti:
“2021 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen zirvede Türk Konseyi’nin adının Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmesi, Türk dünyasının kurumsal kimliği açısından önemli bir adımdı. Beş yıl sonra yeniden Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Ankara Zirvesi ise bu kimliğin stratejik karşılığını ortaya koyma bakımından önem taşıyor. Türkiye’nin dönem başkanlığını devralması yalnızca diplomatik bir görev değişimi olarak görülmemeli. Ankara’nın önündeki temel sorumluluk, bugüne kadar oluşturulan kurumsal birikimi daha ileriye taşımak ve Türk dünyasının artan beklentilerine cevap verebilecek bir iş birliği zemini oluşturmaktır.”
Türkiye’nin dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralmasının, teşkilatın önceki dönemde elde ettiği kazanımları sürdürme sorumluluğunu da beraberinde getirdiğini kaydeden Işılak, Azerbaycan döneminde kültürel ve bilimsel iş birliğinin öne çıktığını ifade etti.
ORTAK ALFABEDE ASIL HEDEF UYGULAMAYA GEÇMEK
1926 Bakü Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı dolayısıyla düzenlenen etkinlikler ve 2024 yılında Bakü’de üzerinde uzlaşılan 34 harfli Ortak Türk Alfabesi, kültürel bütünleşme sürecinin önemli kazanımları arasında yer alıyor. Ancak Buğra Bekir Işılak’a göre ortak alfabenin kabul edilmesi kadar, eğitim, bilim ve yayıncılık alanlarında kullanılabilir hale getirilmesi de önem taşıyor:
“Ortak Türk Alfabesi, Türk dünyasının kültürel bütünleşmesi açısından önemli bir kazanım. Ancak burada asıl mesele yalnızca 34 harf üzerinde uzlaşılması değil, bu ortaklığın eğitim, bilim, yayıncılık ve diğer toplumsal alanlarda kullanılabilir hale getirilmesidir. Kültürel yakınlaşmanın kalıcı olabilmesi için alınan kararların toplumlara yansıması gerekiyor. Aksi halde önemli kararlar alınmış olsa bile bunların günlük hayattaki karşılığı sınırlı kalabilir. Bu nedenle Türkiye’nin dönem başkanlığında kültürel iş birliğinin somut projelerle desteklenmesi çok önemli.”
TÜRKİYE-AZERBAYCAN İŞ BİRLİĞİ TÜM TEŞKİLATA YAYILMALI
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin teşkilatın temel dayanaklarından biri olduğunu belirten Buğra Bekir Işılak, iki ülkenin enerji, ulaştırma ve savunma sanayisinde geliştirdiği iş birliğinin diğer üye ülkeler için de örnek oluşturabileceğini söyledi. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Kars projelerinin ortak siyasi iradenin somut sonuçlara dönüşebildiğini gösterdiğini kaydeden Işılak, ikili iş birliğinin bütün Türk dünyasına yayılmasının önemini vurguladı.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, Türk Devletleri Teşkilatı’nın en önemli dayanaklarından birini oluşturuyor. İki ülkenin enerji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında geliştirdiği iş birliği, ortak siyasi iradenin somut projelere dönüşebileceğini gösteriyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Kars gibi projeler bunun önemli örnekleri. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Ankara ile Bakü arasındaki yakınlığın yalnızca ikili ilişkiler çerçevesinde kalmaması, teşkilatın bütün üyelerini kapsayan daha geniş bir iş birliğine dönüşmesidir. Türkiye'nin Azerbaycan’dan devraldığı yalnızca dönem başkanlığı değil, Türk dünyasının artan beklentilerini karşılama sorumluluğudur.
ÖZBEKİSTAN’IN YATIRIM ODAKLI YAKLAŞIMI ÖNE ÇIKIYOR
Ankara Zirvesi’nde genel sekreterlik görevinde yaşanan değişim de teşkilatın yeni döneminde dikkat çeken gelişmelerden biri oldu. Kırgızistanlı Kubanıçbek Ömüraliyev’in ardından Özbekistanlı Mirvahid Azimov’un göreve gelmesi, Türkiye’nin dönem başkanlığıyla aynı döneme denk geldi.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in 100 ortak yatırım ve sanayi projesi önerisini değerlendiren Işılak, ekonomik iş birliğinin önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkabileceğine işaret etti:
“Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceğinde ekonomik iş birliğinin daha merkezi bir konuma gelmesi gerekiyor. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in 100 ortak yatırım ve sanayi projesi önerisi bu açıdan önemli. Türkiye’nin diplomatik tecrübesi ve bölgesel ilişkileriyle Özbekistan’ın üretim ve yatırım odaklı yaklaşımı birbirini tamamlayabilir. Bu iki yaklaşımın ortak projeler üzerinden bir araya gelmesi, teşkilatın ekonomik kapasitesini güçlendirecektir. Önemli olan, siyasi düzeyde ortaya konulan iradenin üretime, yatırıma ve ticarete yansıtılmasıdır.”
Zirvede Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’a Türk Dünyası Ali Nişanı verilmesi de sembolik açıdan önem taşıdı. Kırgızistan’ın 2027 yılında gayriresmî zirveye ev sahipliği yapacak olması, ülkenin teşkilat içindeki rolünün devam edeceğine işaret etti.
TÜRKMENİSTAN’IN TAM ÜYELİĞİ STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR
Türkmenistan’ın TDT içindeki konumunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirten Buğra Bekir Işılak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkmenistan’ı tam üye olarak görmek istediklerine yönelik açıklamasının teşkilatın genişleme potansiyelini yeniden gündeme taşıdığını söyledi.
Türkmenistan’ın doğal gaz rezervleri ve Hazar Denizi’ne açılan konumuyla enerji ve ulaştırma güvenliği bakımından stratejik öneme sahip olduğunu ifade eden Işılak, ülkenin teşkilatla ilişkilerinin derinleşmesinin bölgesel bağlantısallığı da güçlendirebileceğini dile getirdi:
“Türkmenistan, Türk dünyasının enerji ve ulaştırma denkleminde son derece önemli bir ülke. Sahip olduğu doğalgaz rezervleri ve Hazar Denizi’ne açılan konumu, ülkeyi bölgesel enerji güvenliği açısından stratejik bir noktaya taşıyor. Türkmenbaşı Limanı’nın Orta Koridor ile daha güçlü biçimde bütünleşmesi, Türk dünyasının doğu-batı bağlantılarını geliştirebilir. Türkmenistan’ın teşkilatla ilişkilerinin derinleşmesi yalnızca yeni bir üyenin kazanılması anlamına gelmez; aynı zamanda Hazar geçişli enerji ve ticaret bağlantılarının güçlenmesine de katkı sağlar. Bununla birlikte Türkmenistan’ın tarafsızlık politikası nedeniyle tam üyelik sürecinin kendine özgü koşulları bulunduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.”
TDT’YE ULUSLARARASI İLGİ ARTIYOR
Ankara Zirvesi’nin uluslararası alanda gördüğü ilgi de dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla arayarak zirve için başarı dileklerini iletmesi ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın enerji, ticaret ve bağlantısallık koridorlarına yönelik açıklamaları, Washington’ın Türk dünyasındaki gelişmeleri takip ettiğini gösteren işaretler arasında yer aldı.
Ancak bu temaslardan ABD’nin TDT’ye yönelik yeni bir politika benimsediği sonucunun çıkarılmaması gerektiğini belirten Buğra Bekir Işılak, uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik ilgisinin artmasının jeopolitik ve ekonomik gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Zirvede Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Rusya’nın gözlemci statüsüyle veya TDT Plus formatında teşkilatla ilişki kurmasına yönelik önerisi de gündeme geldi. Işılak, Tokayev’in önerisinin teşkilatın uluslararası alanda artan önemini ve farklı aktörlerle geliştirilebilecek ilişkileri göstermesi bakımından dikkat çekici olduğunu belirterek, buna karşın zirvede öneriye ilişkin ortak bir karar alınmadığını hatırlattı.
SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ ASKERÎ İTTİFAK ANLAMINA GELMİYOR
Ankara Bildirisi’nde savunma sanayisi, siber güvenlik ve ulaştırma alanlarında öne çıkan kararlar, teşkilatın stratejik gündeminin genişlediğini ortaya koydu. Türkiye’de TDT Savunma Sanayii Koleji kurulmasının değerlendirilmesini önemli bulan Buğra Bekir Işılak, savunma alanındaki iş birliğinin mevcut koşullar dikkate alınarak aşamalı biçimde ilerlemesi gerektiğini söyledi.
Işılak şu bilgileri verdi:
“Savunma sanayisi ve güvenlik alanındaki iş birliği, Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceği bakımından önemli başlıklardan biri. Türkiye’de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulmasının değerlendirilmesi, ortak bilgi ve kapasite oluşturulması açısından değer taşıyor. Ancak teşkilatın henüz askerî bir ittifak olmadığını da unutmamak gerekiyor. Üye ülkelerin güvenlik öncelikleri ve dış politika yaklaşımları birbirinden farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle savunma alanındaki iş birliğinin aşamalı, gerçekçi ve ortak çıkarları gözeten bir anlayışla geliştirilmesi daha doğru olacaktır.”
ORTA KORİDOR İÇİN GÜZERGÂHLAR KADAR TİCARET DE ÖNEMLİ
Ekonomik iş birliği bakımından Orta Koridor’un Türkiye’nin dönem başkanlığında öncelikli gündem maddelerinden biri olması bekleniyor. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, Zengezur Koridoru ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projelerinin Türk devletlerinin küresel ticaretteki konumunu güçlendirebileceğini belirten Işılak, altyapı yatırımlarının yanı sıra gümrük ve ticaret mekanizmalarının da geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Orta Koridor, Türk dünyasının küresel ticaret sistemindeki konumunu güçlendirebilecek en önemli projelerden biri. Ancak yalnızca yeni demiryolları veya ulaşım güzergâhları oluşturmak yeterli değil. Bu hatların etkin biçimde kullanılabilmesi için gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, altyapı yatırımlarının artırılması ve ülkeler arasında ortak ticaret mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor” diyen Işılak ekledi:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortak dijital ticaret platformu önerisi de bu bakımdan önemli. Ulaşım bağlantılarının ekonomik entegrasyonla desteklenmesi halinde Orta Koridor, Türk devletleri için çok daha güçlü bir ekonomik fırsata dönüşebilir.”
