TÜME’den tarımın geleceği için ortak masa

Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME) Vakfı, Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, YÖK Başkanı Özvar, Ziraat Bankası Genel Müdürü Çakar ile TÜME Mütevelli Heyeti Başkanı Karagöz’ü festivalin son gününde “Tarım, Gençlik ve Teknoloji” Paneli’nde buluşturdu.

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TÜME'den tarımın geleceği için ortak masa

Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı, Sinan Erdem Spor Salonu'nda Beşiktaş Kulübü Olağanüstü Seçimli Genel Kurul Toplantısı’nda konuşuyor

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Adana ve Osmaniye’de meydana gelen depremlere ilişkin açıklamalarda bulunuyor

TEKNOFEST Güneydoğu’da oluşturduğu kapsamlı tarım ve teknoloji alanıyla üreticileri, gençleri, üniversiteleri, teknoloji şirketlerini, girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getiren Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME) Vakfı, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar ile TÜME Mütevelli Heyeti Başkanı Abdulkadir Karagöz’ü festivalin son gününde “Tarım, Gençlik ve Teknoloji” Paneli’nde buluşturdu.

Anadolu Ajansının "Global İletişim Ortağı" olduğu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T3 Vakfı yürütücülüğündeki Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali (TEKNOFEST), son gününde Şanlıurfa GAP Havalimanı'nda devam ediyor.

TÜME Vakfı tarafından "Politika, Eğitim, Yatırım ve Adaptasyon" alt başlığıyla düzenlenen “Tarım, Gençlik ve Teknoloji” paneline konuşmacı olarak katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bir insanın doğumundan ölümüne kadar tarımsal üretime muhtaç olduğunu söyledi.

Türkiye'de TEKNOFEST'in savunma sanayi başlığının altında ülkenin savunmasının en önemli garantisi olarak görüldüğünü belirten Yumaklı, "TÜME ile geçtiğimiz yıl TEKNOFEST'in içinde tarım teknolojileri kümelenmesi kavramı girdi. Bu bir vatan savunmasıdır. Bu da gıdanın garanti altına alınması savunmasıdır.

Ülkeler, gıda güvenliği konusunu bir milli güvenlik meselesi olarak görüyor. Eğer halkınızı gıda anlamında bir endişeye sevk ediyorsanız orada büyük problemleri yaşamanız mümkün. Tohumdan sofranızdaki bir lokma ekmeğe kadarki olan süreci bloklar arasında bir boşluk bırakmadan yapmanız gerekir." ifadesini kullandı.

Yumaklı, TEKNOFEST'in Şanlıurfa başta olmak üzere bundan sonraki illerde de büyük bir heyecan oluşturacağını vurgulayarak, her geçen gün katlanarak, artarak devam edeceğini kaydetti.

Tarımda doğru planlamanın önemine değinen Yumaklı, "Doğru bir şekilde planlayıp tam o anı hazır olmanız gerekir. Geçtiğimiz yıl birbiriyle entegre bir otonom çiftlik sisteminin nasıl olmalı konusunu konuşurken, orada insan unsuru önemliydi." diye konuştu.

Yumaklı, bu yıl TÜME'de sivil toplum kuruluşlarının, finansman ayağının, regüle edici bir kamu otoritesinin bir araya geldiğini söyledi.

2 binli yıllarda Türkiye'nin nüfusunun 68 milyon olduğunu anımsatan Yumaklı, "Bugün 86 milyon, dünya nüfusu ise 6 milyardı, bugün 8 milyar. Bu nüfusun ihtiyacı olan doğumundan ölümüne kadarki bütün tarımsal üretim ihtiyacını karşılamanız gerekir. Burada soru şu oluyor. Ne kadar çok hayvanımız var değil. Bir birim hayvandan alacağınız verim, süt hayvanıysa kaç kilogram alıyorsunuz? Nicelik değil niteliğe dönmüş durumda. Bunları yapabilmek için teknolojiye ihtiyacımız var. Bir entegre sistem olarak kullanabilecek, bunun kendi içinde içselleştirmiş insana ihtiyacımız var. Neyi ürettiğiniz değil nasıl ürettiğiniz önemli. Üretim planlaması konusu da tam da bu anlamda devreye girdi. Bizim mutlaka üretim planlaması yapmamız gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Yumaklı, geçmişte yaptıkları üretim planlamalarına dikkati çekerek, bu planlamaların, somutlaştırdıkları otonom çiftlikler gibi sonuçlar vermeye başladığını aktardı.

Bunun bir anda bütün Türkiye'de etki etmesini beklemediklerinin altını çizen Yumaklı, şöyle devam etti:

“Bu aynı zamanda da bir zihinsel dönüşümü gerektiriyor. Şu anda Türkiye'deki bütün üreticilerimiz ne üretiyor olursa olsun, tarımsal üretimde artık üretim planlamasını sahiplenmiş ve bununla ilgili bütün unsurları kendileri uygulamaya başlamış. Hatta geliştirilmesiyle ilgili de bizlere sürekli geri bildirimde bulunmaya başlamış durumdalar. Bu bizim gibi geleneklerine bağlı, çok da görmeden inanmayan ya da uygulamayan bir kültür için kolay bir hadise değildi. Bir senede çok ciddi bir sahiplenme oldu. Şimdi sonuçlarını doğru alma zamanı. Mevcuttaki işimizi çok iyi yapıyoruz, ama geliştirmeye, modellemeye ve sürdürülebilir kılmaya dönük bütün uygulamalarımızı çok yakından takip edecek bir veri oluşturma, bunları analiz edebilme ve politikalara yansıtabilme zamanıdır.”

Yumaklı, üretimde katma değerin önemine işaret ederek, Türkiye'nin bu konuda dünyanın gelişmiş ülkelerinin hiçbirinden kalır bir yanı olmadığını dile getirdi.

Türkiye'nin devasa potansiyeli olduğuna dikkati çeken Yumaklı, "Pırıl pırıl gençlerimiz ve imkanımız var. Çok güzel bir ülkedeyiz. Her mevsimde farklı şeyler üretebilir haldeyiz. Yılın 12 ayı her türlü ürünü talep etme ve bunu üretme pozisyonundayız. Bütün bunları yapabilmek için un var, şeker var, helva yapmamız gerekiyor. Çiftçi olmak, üretmek, utanılacak bir şey asla değil. Eli öpülesi diye tabir ettiğimiz aslında gurur duyduğumuz çiftçilerimiz, üreticilerimiz olmazsa olmazımız. Ayağımızdaki ayakkabıdan üzerimizdeki kıyafetten, soframıza koyacağımız lokmaya kadar içtiğimiz suda yetiştirdiğimiz balığa kadar çok geniş bir alanımız var." dedi.

Yumaklı, Türkiye'de çiftçilerin yaş ortalamasının 57 olduğunu aktararak, çiftçi kayıt sistemindeki 2 milyon 380 bin çiftçinin sadece yüzde 13'ünün genç, yüzde 58'inin orta yaşlı, onun üzerindekilerin de ileri yaşlı olduğunu ifade etti.

Gençler ve kadın girişimcilerin "Ben bu işi yapıyorum dediği" her yerde var olduklarını bildiren Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bakanlığımızın bütün teşvikleri ve destekleriyle onları hangi konuda olursa olsun birlikte hareket etmeyi sağlayacak her türlü oluşumun içinde varız ve olacağız. Teknoloji deyince sadece cihaz anlaşılmamalı. Tohumda bir teknoloji. Tohumların yüzde 96'sını biz üretiyoruz, dünyada ilk 10 içindeyiz. Dünyanın farklı ülkelerine gittiğimizde önümüze gelen tohumculuk firması var. Bitkisel üretimin verimli olması için sulama yapmamız gerekir. Sulama teknolojilerini geliştirmemiz gerekir. 7,3 milyon hektarlık alanı sulamaya açtık daha da devam ediyoruz.”

Yumaklı, organize tarım bölgelerini çok önemsediklerini vurgulayarak, bunun bütçede ve uygulamalarında çok önemli bir yeri olduğunu bildirdi.

Türkiye'de 61 organize tarım bölgesi olduğunu aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:

"Bunlardan 16 tanesinde üretim başladı. Bu sene peyderpey onlar devreye girmiş olacak. ORKÖY kredileri, destekleri ve hibeleri var. Amacımız küresel pazarda lider bir Türkiye oluşturmak."

"Üniversiteler Geleceğin Çiftliklerine Nasıl Hazırlanacak?" alt başlıklı panelde konuşan YÖK Başkanı Erol Özvar da TEKNOFEST gibi toplumun geniş kesimlerinin sahip çıktığı bir etkinlikte, sivil alanlara, sivil teknolojilere ve Türkiye açısından kritik gündemlere yer verilmesinin büyük önem taşıdığını belirtti.

TÜME Vakfının Türkiye'de ziraat ve etrafındaki gelişmeleri, etkinlikleri gündeme getiriyor olmasını önemli bulduklarını aktaran Özvar, Yükseköğretim Kurulu olarak tarım ve hayvancılığa stratejik bir önem atfettiklerini söyledi.

Özvar, ülkelerin en temel gündem maddelerinden birinin ziraat ve hayvancılık olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"Yükseköğretim Kurulunun en önemli görevi, ülkemizin insan kaynağının niteliğini arttırmaktır. Bu bağlamda tarım ve hayvancılık alanında da üniversitelerimize düşen en önemli görev, gençlerimizin bu alanda en yetkin bir şekilde yetiştirilmesine vesile olmaktır. Bugün Türkiye'de ziraat fakültelerinde kayıtlı öğrenci sayısı 45 bine yaklaşmaktadır. Diğer tarafta veterinerlik alanında, yani hayvancılık alanında eğitim gören öğrenci sayılarımız ise yüksek lisans ve doktorayla beraber 20 bini bulmaktadır. Dolayısıyla ülke genelinde baktığınız zaman gerek tarım gerek hayvancılık alanında 60 binlere, 70 binlere yaklaşan çok ciddi sayıda bir öğrenci topluluğundan söz ediyoruz."

Tarım ve hayvancılığın, en az savunma sanayisi kadar ülkenin stratejik alanlarından biri olduğunu ifade eden Özvar, Yükseköğretim Kurulunun da tarım ve hayvancılığa aynı anlayışla yaklaştığını söyledi.

Prof. Dr. Erol Özvar, son yıllarda özellikle dijital teknolojilerde yaşanan gelişmelerin eğitim başta olmak üzere tüm alanları etkilediğini belirterek, Türkiye'de ziraat ve hayvancılık alanında dijital teknolojilerde meydana gelen değişimlerin de Yükseköğretim Kurulunun ana gündem maddelerinden biri olduğunu ifade etti. Özvar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Artık biz sadece klasik, konvansiyonel ziraat fakülteleri, ziraat programları veya hayvancılık, veterinerlik programlarıyla değil ama en az onun kadar artık dijital, akıllı tarıma, otonom sistemlere, robotik yapılara da gerek ziraat fakültelerinde gerek hayvancılık yani veterinerlik fakültelerinde de ehemmiyet verdiğimizi ve programları buna özgü düzenleme içerisine girdiğimizi ifade etmek isterim. Son 3-4 yıldır Türkiye'de üniversitelerde gerek lisans, gerek ön lisans programlarında çok önemli değişimler yaşanıyor. Bilhassa istihdamla ilişiği azalan programların önemli bir kısmı sistemin dışına çıkartılıyor, onun yerine istihdamla duyarlılığı artan yeni programlar sisteme entegre ediliyor. İşte yeni entegre ettiğimiz programların önemli bir kısmı da ziraat ve hayvancılık alanına aittir. Tarım makineleri teknolojisi, otonom zirai sistemler başta olmak üzere, dron teknolojilerinin kullanıldığı pek çok yeni programlar üniversitelerimizde şu anda eğitim-öğretim programları arasına girmiş bulunmaktadır. Son 3 yılda ziraat ve hayvancılık alanında açtığımız ön lisans, lisans programlarında doluluk oranları yüzde 100 oranındadır. Bu açıdan gençlerimiz dünyada meydana gelen bu değişmeleri yakından takip etmekte ve bunlara vaktinde karşılık verebilmektedir. Bu açıdan son yıllarda ziraat fakültelerinin yanına eklediğimiz bu yeni programlar öğrencilerimizin müstakbel ziraat ve hayvancılık alanında daha yetkin gelişmesine vesile olacaktır.”

Gelecek yıllarda tarım ve hayvancılık alanında daha gelişmiş otonom sistemlerin kullanılacağını belirten Özvar, dijital teknolojilerin yanı sıra tarımsal üretimin güvenliğinin de önemli gündem başlıklarından biri olacağını söyledi.

Özvar, gelecekte ziraat ve hayvancılıkla uğraşacak gençlerin yalnızca tarım eğitimiyle değil, bilişim, bilgisayar, mekatronik ve diğer mühendislik alanlarıyla da birlikte çalışacağı yeni girişim modellerinin ortaya çıkacağını ifade etti.

TÜME Vakfı gibi yapıların üniversitelerle işbirliği ve protokoller yoluyla öğrencilerin uygulamalı eğitim imkanlarını artırmasının önemine dikkati çeken Özvar, bu tür girişimlerin öğrencilerin mezuniyet sonrası daha kolay iş bulmalarının yanı sıra yeni girişim modellerinin ortaya çıkmasına da katkı sağlayacağını kaydetti.

Yükseköğretim Kurulu olarak lisans ve ön lisans eğitimlerinde uygulamaya ve öğrencilerin gerçek üretim ortamlarıyla buluşmasına büyük önem verdiklerini ifade eden Özvar, "Türkiye, dünyada yeni ziraat ve hayvancılık alanında, eğitim alanında en hızlı reaksiyon veren sistemlerden birine sahiptir. İnancımız o ki artık yeni ziraat mühendisleri, yeni veterinerler yeni teknolojilerle donanmış bir vaziyette mezun olmak suretiyle geleceğin ziraatına ve hayvancılığına hazır hale gelecektir." diye konuştu.

Özvar, TÜME Vakfı ile gerçekleştirilen işbirliği kapsamında, teknoloji geliştirebilen ve girişimcilik kültürüne sahip gençlerin üniversitelerle buluşturulmasının hedeflendiğini belirtti.

Bu kapsamda 10 üniversitenin protokole dahil olduğunu dile getiren Özvar, "Bizim TÜME Vakfıyla yapmış olduğumuz anlaşma ve sonrasındaki gelişmeler üniversiteler tarafından çok hızlı benimsendi. Öyle anlaşılıyor ki TÜME Vakfının teklif ettiği birtakım etkinlikler üniversite rektörlerimiz tarafından da aslında ihtiyacı duyulan ve gerçekten de uygulamaya koymak istedikleri önemli bir boşluğu dolduracağı anlaşılmış oldu. Bu hakikaten bizler açısından fevkalade iyi bir başlangıç oldu." dedi.

Panelin diğer konuşmacısı Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar ise organizasyon dolayısıyla herkese teşekkürlerini iletti.

Çakar, Ziraat Bankasının kuruluş misyonunun tarımı finanse etmek olduğunu belirterek, "163 yıldır biz bu işi yapıyoruz. Dolayısıyla bu anlamda Türkiye'deki en iyi know-how ve bilgi birikimlerine sahip kuruluşlardan biri de Ziraat Bankası." ifadelerini kullandı.

Bankanın bugün itibarıyla 10 trilyon lirayı geçen aktif büyüklüğe sahip olduğunu kaydeden Çakar, "Türkiye bankacılık pazarının yaklaşık yüzde 18-19 aktif büyüklüğüne sahip bir bankasıdır. Sadece sektöre kullandırılmış kredilerin yüzde 21'ini tek başına Ziraat Bankası vermiş durumda. Yabancı para kredisinin yüzde 17'sini, teminat mektuplarının yüzde 20'den fazlasını, mevduatın yüzde 19'u, Türkiye dış ticaretinin yüzde 25'i Ziraat Bankası üzerinden gerçekleşiyor. Bugün nakdi kredilerde 6 trilyon lirayı geçen nakdi ve gayri nakdi kredi kullanılmış durumda. Yani Türk bankacılık sektörünün ana lokomotiflerinden biri Ziraat Bankası." diye konuştu.

Çakar, Ziraat Bankasının geniş bir network ağına sahip olduğunu dile getirerek, yurt dışında 23 ülkede 131 noktada faaliyet gösterdiğini, bundan dolayı Türkiye'de uluslararası tanımlanabilecek bir finans kuruluşu varsa bunun da Ziraat Bankası olduğunu söyledi.

163 yıldır ekosistemin bir parçası olduklarını anlatan Çakar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tarımı açıkçası ben şöyle değerlendiriyorum, bazen siz herhangi bir ürün üretemiyor olabilirsiniz veya herhangi bir şeyiniz olmayabilir. Ama tarım öyle bir şey ki paranız olsa bile ulaşamayabilirsiniz ki bunu çok yakın zamanda gördük. Ukrayna-Rusya Savaşı'nda gördük. Yani dünyada buğday krizi çıktı. Paranız olduğu halde stratejik bir ürün olan buğdaya ulaşamayabilirsiniz. Hatırlarsanız Cumhurbaşkanımızın yüksek müdahalesiyle uluslararası bir sorun çözülmüştü.

Yani paranızın var olması bile yetmiyor. O nedenle tarım da kendi kendine yeterlilik, sürdürülebilirlik, ulaşılabilirlik, uygun maliyet kavramları gerçekten hayati önemde. Özellikle de iklim değişikliğinin bu kadar değiştiği, nüfusun bu kadar arttığı, hayat standardının her sene geliştiği ortamda tarım hayati önemde. Pandemi de bize gösterdi. Tedarik zincirindeki bozulma da bize gösterdi. O nedenle tarım bir ülkedeki en önemli hayati kavramlardan biri."

Çakar, tarıma sadece "sofraya konulmuş gıda" olarak bakılmaması gerektiğine dikkati çekerek, tarımın gıda sanayisinin ham maddesi, KOBİ'lerin işlediği temel ürünlerden bir tanesi ya da ihracatçının uluslararası rekabette pazara sunduğu bir ürünün ham maddesi veya kendisi olabileceğini belirtti.

O nedenle tarımın çok değerli olduğunu vurgulayan Çakar, "Türk bankacılık sektörüne bakıldığında bugün biz toplam kullandırdığımız kredilerin yüzde 7'sini Türk bankacılık sektörü olarak, tarıma vermiş durumdayız. Ama Ziraat Bankası kuruluş misyonuna uygun olarak burada biraz ayrışıyor. Türk bankacılık sektörünün tarım sektörüne kullandırdığı kredilerin yüzde 70'ini münhasıran Ziraat Bankası vermiş durumda. Yani biz 1 trilyon liranın üzerinde tarım sektörüne kredi vermiş durumdayız, yaklaşık 1 milyon üreticimize." ifadelerini kullandı.

Çakar, tarım ekosisteminin finansman boyutu itibarıyla işin göbeğinde yer aldıklarını dile getirerek, "Tabii bizim için şu çok önemli, kredi kullandırdığımız müşterilerin bu ürünü çok verimli üretmesi, karlı üretmesi, nakit akışının doğru olması, bundan para kazanması, tarladan tabağa yani bütün süreç itibarıyla bunu aslında görüyor olmamız, yönetiyor olmamız bizim için çok önemli." diye konuştu.

Teknolojinin en önemli parametrelerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Çakar, "Neden? Çünkü teknoloji dönüşümü sağlayan temel kavram. Verimliliği sağlayan temel kavram. Katma değeri sağlayan temel kavram. Robotik teknolojilerle siz bugün işletmenizi daha iyi yönetebilir duruma geliyorsunuz." şeklinde konuştu. Çakar, konuşmasına şöyle devam etti:

“Size birkaç tane istatistik vereyim. Geçen sene 1 Eylül ile bu sene 31 Ağustos arasındaki yani bir yıllık dönem içerisinde biz 150 bin üreticiye 219 milyar lira kredi kullandırdık sadece gençlere. Genç dediğimiz kişi 41 yaş altı. Kadınlarımıza gelince ki bence bu çok önemli, kadınlarımızın iş gücüne katılım oranı zaten çok düşük. Yine biraz rakam vererek konuşacağım. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 37. Bu dünyada yüzde 63, Avrupa'da yüzde 67. OECD ülkelerinde 67. Bizde hala yüzde 37. Türkiye'de erkeklerin iş gücüne katılım oranı ise yüzde 71. Aradaki büyüklüğü görüyorsunuz.”

1 Eylül 2025 ile bu senenin 31 Ağustos'u arasındaki sürede ise 71 bin kadın üreticiye toplam 74 milyar lira tarımsal kredi kullandırdıklarını anlatan Çakar, "Çünkü gençlerimizin ve kadınlarımızın bu süreçte yer alıyor olmasını hayati önemde değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.

“Tarım, Gençlik ve Teknoloji” paneline ev sahipliği yapan TÜME Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Abdulkadir Karagöz de Şanlıurfa'nın kadim geçmişine işaret ederek, "Medeniyetin geldiği bu noktada, teknolojinin ilerlediği bu noktada biz de aslında medeniyetin sıfır noktası diye tabir edilen ama aynı zamanda da çağ açıp çağ kapatan topraklardayız." diye konuştu.

Abdulkadir Karagöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarım ve hayvancılık açısından bakacak olursak, biz şu anda bereketli hilalin, Mezopotamya'nın bir anlamda kalbindeyiz, Şanlıurfa'dayız. Burası dünyada küçükbaş ve büyükbaş hayvanların aslında evcilleştirildiği bir yer. Dünyada o yüzden bizim köklerimize baktığımız zaman çağ açıp çağ kapatan, hayvancılık ve tarımsal anlamda da çağ açıp çağ kapatan topraklardayız. Bu sene de özellikle TEKNOFEST'te Şanlıurfa'da inşallah medeniyetimizin güneş yüzlü çocukları, şu anda karşımda gördüğünüz teknoloji geliştiren gençlerimiz, bu teknolojiyi uygulayan tarım girişimcilerimizle öyle zannediyorum ki yeni bir çağın açılıp yeni bir çağın kapandığının işaret fişeğini vereceğiz. ”

Dünyanın geldiği dönem itibarıyla bir veri çağına girdiğini dile getiren Karagöz, tarımda artık ıslahın ötesinde dünyada verimlilik yarışına girildiğini belirtti.

Karagöz, Türkiye'nin de yatırım ve üretim açısından dev bir tarım ülkesi olduğuna işaret ederek, "Aşağı yukarı 20 yılda 25 milyar dolardan 83,2 milyar dolar tarımsal hasılaya ulaşan dev bir tarım ülkesiyiz. En az 1,5 milyon tane kayıtlı hayvancılık işletmemiz, 2,5 milyon bitkisel üretim işletmemiz var. Gerçekten milyonlarca üreticimizle yetiştirme konusunda çok mahiriz. Buğdayı yetiştiriyoruz, hayvanı yetiştiriyoruz ama işin geliştirme kısmına geldiğimiz zaman, ıslah boyutuna geldiğimiz zaman oralarda futboldaki tabiriyle bloklar arasında boşluklar görüyoruz." diye konuştu.

Sorunun yetiştirici ve üreticilerde olmadığını vurgulayan Karagöz, "Sorunumuz ne? İklim krizi sorunumuz var. Sosyolojik dönüşüm sorunumuz var. Sorunumuz enerji arzında yaşanan travmalar var. Sorunumuz tedarik zincirlerinde kırılan travmalar var." şeklinde konuştu.

Karagöz, yetiştiricilerin sorunların bir şekilde üstesinden geldiğini ve her sene rekolte rekorları kırıldığını aktararak, TÜME Vakfının temellerinin atıldığı geçen yılki TEKNOFEST'te paydaşlarıyla bloklar arasındaki aslında bu boşluğu konuştuklarını bildirdi.

Tarımda tek başına yetiştirmenin yeterli olmadığı bir çağa doğru ilerlendiğine işaret ederek, veri üretiminin daha kıymetli bir hal alacağını, yapay zekayı inşa edeceğini ve gelecekte yetiştiriciliğin tek başına yetmeyeceğini ve veri üreticiliğinin geleceğini söyledi.

Karagöz, bloklar arasındaki boşlukları kapatmak için üretici ile ürünleri geliştirenleri, akademiyi, bunun gelişmesi için uygun finansmanı sağlayanları, bu ekosistemi regüle eden devleti ve bunun yürütücülüğünü üstlenen, operasyonunu üstlenen sahadaki TÜME gibi sivil toplum kuruluşlarının yan yana gelmesi gerektiğine inandıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bu sahnede yaklaşık 5 gündür çok kıymetli konukları ağırladık ve hep iğneyi sahnede kendimize batırdık. Bir defa iğneyi batırdığımız zaman medyacılarımız şunu söyledi, bizim yetiştirmeyle ilgili, üretmeyle ilgili çok sorunumuz yok ama tarım sektörüne baktığımız zaman tarımı medyada işlemeyle ilgili sorunumuz var. Bir medyacı olarak size desem ki 'Türkiye'de tarım yazan, hayvancılığı çok iyi bilen bana 5 tane medyacı sayabilir misiniz?' öyle zannedersem çok düşünmeniz gerekiyor.

Tarımın medyadaki görünürlüğüne baktığımız zaman ya da fotoğraf karelerine baktığımız zaman, şu anda TEKNOFEST'te tüm alanında gördüğünüz fotoğraf karelerinden çok daha farklı, çok daha geleneksel fotoğraf kareleri görüyoruz. Şimdi bunun aşağı yukarı medya alanında 60 yıllık bir geri dönüşümü, belki 80 belki de 100 yıllık bir mazisi var. Tarımdan, köyden çıkmayı biz medyada hep bir başarı hikayesi olarak anlattık, 'Köyden çıktı ve bakan oldu', 'Köyden çıktı ve iş adamı oldu', 'Köyden çıktı ve sanatçı oldu'. Sosyolojik olarak Yeşilçam filmlerinde yıllarca tarımı, köyü, köylüyü geri kalmış, geride kalmış olarak işledik. Medyayla, iletişimle, kültür-sanat politikalarıyla bir yandan da aslında kentleşme özelde özendirildi, köy de geride bırakıldı."

Karagöz, Harran Üniversitesi'nde tarımın geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapıldığına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

“Harran Üniversitesi'nde dün yapay zekaya dayalı bir otonom çiftliğin ilk startını vermiş olduk. Hayvanlarımız girdi. Bundan iftihar ediyoruz. Bir sene önce hep birlikte attığımız adımların neticesini görüyoruz. Ama öte taraftan hemen yapay zeka dayalı otonom çiftliğin yan tarafında, daha önceden var olan modern ve güzel bir çiftliğin de aslında zeminine mıcır dökerek, beton dökerek ulaştırma dairesine çevrildiğini görüyoruz. Şimdi bu neden kaynaklanıyor? Aslında bir anlamda o sosyolojik dönüşümün, sosyolojik yol haritasının bir fotoğrafı, bir çıktısı. Arz güvenliğini hep birlikte önemsiyoruz ama biz tarım ve hayvancılığı 'biraz uzakta dursun' diyoruz, biraz az görüyoruz. Bu da bloklar arasında mesafeye neden oluyor. Üniversitelerimiz, Harran Üniversitesi'nde çok kıymetli hocalarımız işler yapıyorlar, imza işler yapıyorlar biyoteknoloji alanında, genetik alanında, hayvancılık alanında… Ama işin uygulama kısmına geldiğimiz zaman da oraya bir çiftliğe beton dökülüp otoparka çevrildiğini görüyoruz.”

Temelde üniversitelerle, regülasyon kurumlarıyla, finansman sağlayan kurumlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, medyayla zihinlere tarım konusunda dökülen betonları kaldırmak istediklerini kaydeden Karagöz, "Biz istiyoruz ki zihinlere dökülen bu betonları ortadan kaldırdığımız zaman Harran Üniversitesi'nde bu kıymetli işleri yapan hocalarımızın ürünleri, o hocalarımızın elinden geçip bu uygulama çiftliklerinde fiilen uygulamaları gören öğrenci arkadaşlarımız sahaya çıktıklarında kendi yaşıtlarından ve küresel rekabette olduklarımızdan 10 yıl önde olacaklar, 50 yıl önde olacaklar." ifadelerini kullandı.

Karagöz, ziraat mühendisleri ve veterinerler aracılığıyla yetiştiricileri veri üreticisi haline getirmeyi, üniversitelerle işbirliği yaparak teknoloji geliştirme ve uygulama kapasitesini artırmayı hedeflediklerini belirtti.

TÜME Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Karagöz, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar'ın TEKNOFEST'te savunma sanayisinin yanında tarım teknolojilerinin olduğu yönünde kendilerini cesaretlendirdiğini ifade ederek, kendilerinin de tüm paydaşlarla el ele verdiklerini söyledi.

Karagöz, "Bakanımızla, Yükseköğretim Kurulu Başkanımızla, Ziraat Bankası Genel Müdürümüzle, girişimcilerimizle, teknoloji geliştiricilerimizle diyoruz ki 'Bu gençlere imkan verin', karşımızda oturan medeniyetimizin güneş yüzlü çocuklarının 10 sene sonra Türkiye'nin tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten, tam bağımsız olmasının da ötesinde bir teknoloji ihracatçısı, bir veri üreticisi, dünyanın yapay zekaya dayalı tarım ve hayvancılık sektörünün öncüsü olduğunu, göğsümüzü kabartacak işler yapacağını hep birlikte göreceksiniz." değerlendirmesinde bulundu.

Bu yıl 40 gence destek olduklarını ve bu sayıyı daha da artırmayı hedeflediklerini belirten Karagöz, sözlerini şöyle tamamladı:

"Önümüzdeki yıl yaklaşık 400 genç üreticimizin öz sermayesine katkı sağlamak, onları üniversitelerde eğitip sertifikalandırmak istiyoruz. Gençlerimizin bu alana yönelmesini, tarım teknolojileri geliştirmesini ve projelerini hayata geçirmesini istiyoruz. Yeter ki arasınlar, projeleriyle başvursunlar. Biz de onların önünü açalım, eğitimden finansmana kadar destek olalım. Teknolojileri hem geliştirelim hem erişilebilir ve uygun maliyetli hale getirelim. Amacımız gençlerimizi üretime kazandırmak, yetiştiricilerimizi veri üreticisine dönüştürmek ve Türkiye'yi tarım teknolojilerinde, yapay zeka ve otonom sistemlerde dünyada öncü bir ülke haline getirmek."

Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.

TÜME’den tarımın geleceği için ortak masa
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Milliyetçi Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.