![]()
Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edilen külliye, caminin yanı sıra medreseleri, darüşşifası, imareti, hamamı ve diğer yapılarıyla Osmanlı'nın şehircilik anlayışını ve sosyal hayatını yansıtan önemli eserler arasında yer alıyor.
İstanbul'un siluetine asırlardır damga vuran Süleymaniye Camisi, mimari tasarımı, mühendislik çözümleri ve çevresindeki yapılarla oluşturduğu bütünlük sayesinde yalnızca bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda Osmanlı medeniyetinin kültürel ve toplumsal birikimini de bugüne ulaştıran bir miras niteliği taşıyor.
Mimar Sinan'ın "kalfalık eserim" olarak nitelendirdiği yapıda yürütülen titiz restorasyon çalışmaları, kubbedeki ses akustiğini sağlayan gizli testilerden paslanmaz metal üzerine işlenmiş yazılara ve Mimar Sinan dönemine ait orijinal kalem işlerine kadar pek çok bilinmeyen mimari sırrı aydınlattı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kaya Üçer, Mimar Sinan'ın "kalfalık eserim" olarak nitelendirdiği yapıya dair AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Üçer, caminin Mimar Sinan'ın İstanbul'da zirve eseri olduğunu söyleyerek, "Konumu itibarıyla kendi bünyesinde ihtiva ettiği detaylarıyla birlikte muhteşem bir yer. Ben de bu yapıda bir restorasyonda yer aldığım için mutluyum. Birçok yapıda çalıştım ama Süleymaniye Camisi'nin yeri Ayasofya'da olduğu gibi benim için çok başka." dedi.
Yapıda birçok hurafenin olduğunu, dilden dile zamanla halk arasında hikayelerin gerçek olarak anlatıldığını aktaran Üçer, şöyle devam etti:
"Mesela derlerdi ki, 'Kubbede küpler var ve akustiği engellemek için yapılmış.' Ama bugüne kadar onları görmedik. Restorasyon sırasında 20 bin metreküp iskele kurulup, içeride her yere ulaşabilir hale geldiğinizde, şans eseri, kubbede 'yırtık' diye tabir ettiğimiz bazı çatlaklar esnasında dipte bazı testiler olduğunu, tuğlalarla birlikte kullanılmış bazı ürünleri gördük. İlk önce 'Acaba mı?' dedik ama bütün kubbenin içinde belirli ölçülerde zikzaklar çizilmek suretiyle küpler dik olarak yerleştirilmiş ve dibi delik. Aşağıdan kubbeye baktığınızda bunları görmüyorsunuz. Ama yukarıdan bakıldığında o deliklerin aşağıdan gelen sesleri yumuşattığı ve yankılanmayı kestiğini anlıyorsunuz. Bunun için yapıda uzmanlar testler de yaptılar. Böylece senelerdir devam eden bir hurafenin de sonuna gelinmiş oldu."
Üçer, yapının kubbesinin özelliklerine değinerek, "Kubbenin iki ucunda durun, yanınızdaymış gibi karşınızdakini duyarsınız. Bu sayede yapıda hiçbir yankılanma olmadan her şeyi duyuyorsunuz. Kubbenin bir önemliği özelliği de var. Mimar Sinan yapısı olmasına rağmen muhteşem bir barok süsleme var. Hatta rokoko diyebileceğimiz bir süsleme var. Çiçek buketleriyle yoğun olarak şekillendirilmiş." diye konuştu.
Kubbede araştırma raspası da yaptıklarını dile getiren Üçer, şunları kaydetti:
"Mimar Sinan dönemine ait bir şey bulabilir miyiz diye araştırma yaptık. Ana kubbenin hemen hemen her noktasına, ultraviyole ışığı altında da baktık. Raspa dediğimiz kazımak suretiyle alttaki katmanlara da baktık ve bir başka dönem daha, dilim olarak barok süsleme çıktı. Kubbenin tümünde olsaydı bu süsleme açıp gösterecektik. Fakat dilim halindeydi ve demek ki iki örnek yapıldı, hangisi beğenildiyse o devam ettirildi diye yorumladık. O süsleme silinmemiş. Üzerine yapılan şimdiki gördüğünüz kalem işi süslemenin restorasyonunu yaparak, ihtişamlı havasına tekrar döndürdük."
Kaya Üçer, kubbedeki hat yazısının tarihte Ahmed Karahisari tarafından yazıldığının söylendiğine işaret ederek, "Fakat kayıtlarda Karahisari'nin öğrencisi Hasan Çelebi yazar. 18. yüzyıl gibi buranın restorasyonu sırasında Abdülfettah Efendi tarafından (kubbedeki yazıda) düzeltmeler yapıldığı söylenir. Çok enteresan bir şey de var. Aşağıdan çıplak gözle baktığınızda kubbede göremediğiniz bir detay var. O da bu kubbede geniş altın varak kaplama ahşap çerçeveli yazının olduğu zeminde çinko bir zemin var. Büyük karabaş çivilerle birbirine mıhlanmış, paslanmaz malzemenin üzerinde yazı. Yani bu, yazı ilelebet burada kalsın durumunu gösteriyor. Benim gördüğüm tek örnek. Bir nevi metal üzerine kalem işi gibi." ifadelerini kullandı.
Zamanla kubbedeki hat yazısında bir harfin eksik olduğunu da fark ettiklerini ve hattatlarla bu konuda istişare ettiklerini aktaran Üçer, "Bilim heyeti o zaman orada o harfin olması gerektiğine mutabık kaldı ve h harfi eklendi. Yüzyıllardır süregelen kubbe merkezli o ihtişamlı yazı bu sayede gelecek yüzyıllara da sağlıklı bir şekilde kalmak üzere tarafımızca yerinde yapıldı." dedi.
Kaya Üçer, Süleymaniye Camisi'nin inşasının yaklaşık 7 yılda tamamlandığını, restorasyon çalışmalarının da benzer bir süre aldığını belirterek, yapının gelecek 50 yıl boyunca kapsamlı bir müdahaleye ihtiyaç duymayacak şekilde titizlikle restore edildiğini anlattı.
Caminin revaklarında ve hünkar mahfilinde yapılan raspa çalışmalarında Mimar Sinan dönemine ait orijinal kalem işleri bulduklarını söyleyen Üçer, "Orijinal kısımları korumak suretiyle eksik kısımları, o orijinal kısımdan yola çıkarak restore ettik. Hatta klasik dönem yani rumi dediğimiz 16. yüzyılın en çok kullanılan ihtişamlı motiflerinden ortaya çıktı." değerlendirmesinde bulundu.
Üçer, restorasyonda, yapının şadırvan kısmında su terazisinin üst kısmında eksik parçalar olduğunu gördüklerini söyleyerek, "Ben bunun bir parçasını bir yerde görmüştüm. Vakıflar Genel Müdürlüğünün Fatih'teki müzesinde bu parçanın yerde yattığı görüşünü söylemiştim. Sonra gittik yerinde baktık. Ölçtük, biçtik. Desen su terazisindekiyle aynı desendi. Temizleyip parçayı yerine oturttuğumuzda birebir o kırık parçayla uyuştuğunu gördük." ifadelerini kullandı.
Restorasyonda yerel malzemenin önemini vurgulayan Kaya Üçer, şunları anlattı:
"Süleymaniye'nin bana kattığı en önemli özelliklerden biri, bu restorasyonda yerel malzemenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Süleymaniye Camisi'nde dış mekanda temizlik, raspa yapıldı ve dünyanın en iyi markalarından birini koruyucu olarak yüzeye uyguladık ama 2-3 ay içinde böyle hafif yosunlanma dediğimiz bir yeşillenme yaptı. Bunu üreten şirkete ulaştık. Onlar da yurt dışından geldiler, incelediler. 3 ile 6 ay arası gibi bir çalışma yaptılar burada ve hava şartlarına göre malzemeyi revize ettiler ve 6 ay sonra geldiler dediler ki, 'Artık bunu kullanabilirsiniz.' Biz de o malzemeyi kullandık, bir parça denedik, baktık evet olmuyor, yeşillenme kalkmış, koruyucu özelliği maksimum seviyede. Onun üzerine malzemeyi kullandık. Ama şunu gördük ki buranın havası, nemi, rutubeti, güneşi, yurt dışında o malzemenin üretildiği yerdeki gibi değil. Burası bize has, bize özgü. O yüzden de restorasyonda yerel malzemenin önemini de anladık."
İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle Şile'deki Türknil Nehri taştı.
İstanbul'da etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle Ayazağa'daki Kemerburgaz Caddesi ulaşıma kapandı
Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.