
Temmuz ayı başında, ABD ile İran'ın savaşı sona erdirecek olası bir anlaşmaya hayli yaklaştıkları izlenimi küresel emtia piyasalarına olumlu yansımış; küresel petrol fiyatlarında 78-82 dolar bandına kadar, küresel altın fiyatlarında 3 bin 800 dolar seviyelerine kadar çekilme gözlemlemiştik. Ancak, ağustos ayı sonundan itibaren ABD/İsrail-İran gerginliği yeniden ciddi boyutlarda tırmanışa geçince; üstüne Babülmendep gerginliği de binince, dünya ekonomisi kendisini yeni bir emtia şokunun içinde ilerliyor buldu. Üstelik, küresel emtia piyasalarında artan riskin salt petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmadığının da farkındayız.
Enerjiden metallere, gübreden gıdaya uzanan geniş bir emtia grubunda, gerek hammadde, gerekse de ara mamul olarak, söz konusu emtia fiyatlarındaki sıçrama aynı zamanda sektörlere eş zamanlı olarak bir maliyet zinciri gerilimi olarak da yansımakta. Hürmüz ve Kızıldeniz'deki güvenlik krizi, Rus enerji altyapısına yönelik Ukrayna'nın artan saldırıları ve önde gelen devletler arasındaki kritik maden rekabeti, emtia piyasalarını küresel enflasyonun yeniden ana belirleyicisi haline getirmiş durumda.
Uluslararası emtia piyasaları alanında uzman kuruluşların eylül değerlendirmesi, geniş tanımlı emtia endeksinin ağustosta yüzde 4,5 yükseldiğine işaret ediyor. LNG yüzde 15,9, altın yüzde 8,4, bakır yüzde 5,5, Brent petrol yüzde 5 ve alüminyum yüzde 3,1 değer kazandı. Demir cevheri, kok kömürü ve lityumdaki gerileme ise Çin'in gayrimenkul ve çelik talebindeki zayıflığın sürdüğüne işaret etmekte. Enerji güvenliği ve elektrifikasyonla bağlantılı ürünler yükselirken, klasik sanayi hammaddeleri büyüme kaygısıyla baskılanıyor gözüküyor.
Asıl alarm ise kendini petrol bazlı rafine ürünlerinde gösteriyor. Dizel malum, taşımacılığın, tarımın, madenciliğin, inşaatın ve lojistiğin ortak girdisi. ABD'de dizelin galon fiyatının 6 doları aşarak tarihi zirveye çıkması, petrol şokunun reel ekonomiye katmerli şekilde yansıdığına işaret etmekte. Uluslararası finans kurumlarının da işaret ettiği bu yükseliş, navlun maliyetlerinden market raflarına kadar yeni fiyat baskısı oluşturuyor. Singapur'daki motorin rafineri marjının savaş öncesindeki yaklaşık 15 dolar seviyesinden 70 dolara yükselmesi, fiziki ürün kıtlığının ham petrolden daha ciddi bir risk ve kriz başlığı haline geldiğine işaret etmekte.
Doğal gaz cephesi de aynı ölçüde kırılgan. Katar'daki Ras Laffan tesisinde yaşanan hasar ve Hürmüz'den LNG akışının ciddi manada aksaması, Asya LNG fiyatlarını savaş öncesinin iki katının da üzerine taşımış durumda. Avrupa ise, yeni bir sonbahar-kış dönemine, önceki yıllara göre 10-12 puan daha düşük depo seviyeleriyle girerken, sınırlı miktardaki LNG arzını taşıyan aynı kargolar için Asya ile yarışıyor. Pahalı gaz; elektrik, kimya, cam, seramik, metal ve gübre maliyetlerini yükseltiyor. LNG sıkışıklığı kömüre dönüşü hızlandırırken enerji güvenliği iklim hedeflerinin önüne geçiyor gözüküyor.
Metallerde ise, bakır stratejik önemini korumakta. Stoklar daralırken; elektrik şebekeleri, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve savunma yatırımları bakıra olan küresel talebi güçlü tutuyor. Körfez'in alüminyum üretimindeki ağırlığı ise, Hürmüz riskini metal fiyatlarına taşımakta. Altının küresel piyasalardaki ons fiyatı ise, rezerv çeşitlendirmesi, kamu borç stoku sorunları, G7 ekonomilerinin tahvil piyasalarındaki dalgalanma kaygıları ve jeopolitik belirsizlikle hem güçleniyor; hem de ara ara düzeltme yapıyor. Bununla birlikte, Çin Merkez Bankası ve Çin finans kurumlarının her düzeltmeyi fırsat görüp, altın alımını sürdürdüğü aşikar. Çin'in takip edilebilen ağustos ayı altın alımı 20 ton.
Uluslararası ekonomi kuruluşları, küresel ölçekte enerji arzı ve tedarikine yönelik baskısının genişlediğini, enflasyon tahminlerinin yeniden yükseldiğini ve merkez bankalarının da bu nedenle sıkılaşmaya yöneldiğini belirtmekteler. Nitekim, FED'in Çarşamba günkü faiz artış kararı ve bu kararı izah eden ifadeler bu duruşu teyit etmekte. Küresel büyüme dirençli görünse de kalıcı bir enerji şoku hem politika faizlerini, hem de önde gelen ekonomilerin tahvil borçlanma maliyetlerini yükseltecek. Dünya ekonomisi bu koşullarda, yüksek maliyet, yüksek faiz ve zayıflayan talep üçgenine sıkışmış gözüküyor.
Türkiye açısından ise, enerji ve ara malı ithalatındaki pahalılaşmadan kaynaklanan yük cari açığı ve enflasyonda yukarı yönde baskıyı arttıracak gözüküyor. Dizel, LNG ve gübrede uzun vadeli tedarik anlaşmaları; madencilik, metal sektörlerinde sıfır atık ve geri dönüşüm yatırımları; liman-demiryolu bağlantıları ve enerji çeşitlendirmesi Türkiye'nin kalkınma politikasının merkezinde yer almayı sürdürmeli. Avrupa'nın yükselen enerji maliyetleri karşısındaki göreli avantajımız, ihracat bazlı ürünlerimizde öngörülebilir fiyatlama ve çekim gücü, reel sektöre sağlanacak uygun finansmanla canlanacak yüksek yatırım iklimiyle birlikte, Türk Sanayisi için bir fırsata dönüştürülebilir. Güvenli enerji, güvenli gıda ve güvenli tedarik, milli gücün ayrılmaz unsurlarıdır.
Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin