İnsan haklarının çöküşü ve Filistinli siyasi mahkumlar

Talep açık: Filistinli mahkumlar, acılarının görmezden gelindiği ve haklarının feda edilebilir görüldüğü bir sisteme terk edilmemelidir.

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan haklarının çöküşü ve Filistinli siyasi mahkumlar

Batman Üniversitesi 2026-2027 Akademik Yıl Açılış Töreni

Filistinli Mahkumlar Derneği Başkanı Raed Mohammed Mahmood Amer, İsrail işgali altındaki Filistinli siyasi mahkumların maruz kaldığı insan hakları ihlallerini ve uluslararası toplumdan beklentileri AA Analiz için kaleme aldı.

İsrail işgal hapishanelerinde tutulan Filistinli siyasi mahkumlar, ciddi ve son derece kaygı verici insan hakları kriziyle karşı karşıyadır. Yaşadıkları acılar, yalnızca İsrail hapishane sisteminin gaddarlığını değil aynı zamanda uluslararası toplumun temel insan haklarını koruma, uluslararası hukuku savunma ve ihlallerden sorumlu olanlardan hesap sorma konusundaki devasa başarısızlığını da gözler önüne seriyor. İsrail hapishanelerinden gelen raporlar ve tanıklıklar, içeride ağır istismar, işkence, fiziksel ve psikolojik şiddet, tıbbi bakımdan mahrum bırakılma ve diğer onur kırıcı, insanlık dışı muamele biçimlerinin yaşandığını ortaya koyuyor. İşgal altındaki Gazze Şeridi'ndeki soykırımdan bu yana bu korkunç politikalar nedeniyle 100'den fazla Filistinli siyasi tutuklu hayatını kaybetti. Bu uygulamalar, Filistinli tutukluların ve gözaltındakilerin mağduriyetine son vermek için acil uluslararası müdahalenin, bağımsız soruşturmaların ve somut önlemler almanın gerekliliğini gösteriyor.

Filistinli mahkumlara yönelik muamele, Filistin halkına dayatılan daha geniş işgal, baskı ve kolektif mağduriyet sisteminden ayrı tutulamaz. Bu bağlamda hapishaneler, onur, özgürlük ve temel insan hakları mücadelesinde merkezi bir mesele haline gelmiştir. Her mahkum, yaşam, onur, fiziksel bütünlük, tıbbi bakım ile işkenceye ve zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye karşı korunma gibi temel haklarını muhafaza eder. Hiçbir hükümetin, cezaevi yönetiminin, güvenlik biriminin veya siyasi otoritenin bu yükümlülükleri askıya alma hakkı yoktur.

Hücrelerindeki tutuklulara sıfır mesafeden kauçuk kaplı mermilerin ateşlenmesi, tıbbi bakımın reddedilmesi ve ciddi şekilde hasta veya yaralı tutukluların hastanelere sevk edilmesinin geciktirilmesi ya da bütünüyle reddedilmesi gibi durumlar yaşanıyor. Bu ise işgal makamlarının yaşamın korunması ve tutuklular üzerindeki sorumluluklarına dair acilen ele alınması gereken hususlara işaret ediyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile ilişkilendirilen politikalar ve kamuoyuna yönelik tutumlar özellikle endişe yaratıyor zira kendisinin görev alanı, İsrail Cezaevi İdaresine ilişkin sorumlulukları da kapsıyor. Siyasi liderlik, mahkumların tutuldukları koşullardan ayrı değerlendirilemez. Cezaevi politikasından sorumlu yetkililer, aldıkları kararların, verdikleri talimatların ve uyguladıkları pratiklerin doğurduğu sonuçlardan ötürü hesap vermelidir. İstismara olanak tanıyan, mahkumları temel korumalardan yoksun bırakan, temel tıbbi bakıma erişimi engelleyen veya onur kırıcı muameleyi teşvik eden her türlü politika sorgulanmalı ve bağımsız bir denetime tabi tutulmalıdır.

Uluslararası hukuk, işkenceyi ve zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi reddetme konusunda son derece nettir. İşkence yasağı mutlak niteliktedir. Bu yasak, siyasi mülahazalar, güvenlik gerekçeleri, ulusal çıkarlar veya kötü muameleye maruz kalan kişinin kimliği ile meşrulaştırılamaz. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku, özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler için insanca muamele, tıbbi bakım ve şiddetin önlenmesine ilişkin yükümlülükleri de kapsayan korumalar öngörür. Bu korumalar, işgalci otoritelerin takdirine bağlı olarak tanınan ayrıcalıklar değil aksine, saygı gösterilmesi ve uygulanması zorunlu olan yasal yükümlülüklerdir.

Ne var ki Filistinli mahkumların yaşadığı acılara karşı uluslararası toplumun verdiği yanıt, bu krizin gerektirdiği aciliyeti, tutarlılığı ve kararlılığı ortaya koymaktan uzaktır. Filistinli mahkumlar ve aileleri, Filistinli insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, ihlallere son verilmesi için defalarca uluslararası müdahale, etkin izleme ve baskı çağrısında bulundular. Burada siyasi ayrıcalık değil temel hakların uygulanması ve insan hayatının korunmasını talep ediliyor.

Uluslararası beyanlar ile pratik eylemler arasındaki süregelen uçurum, derin bir güvenilirlik krizini gözler önüne seriyor. Hükümetler ve uluslararası kurumlar, insan haklarına, kadınların ve çocukların korunmasına, hukukun üstünlüğüne ve her bir insanın onuruna sıkça atıfta bulunurlar ancak bu ilkeler, seçici bir biçimde uygulandıklarında, siyasi açıdan elverişsiz görüldüklerinde, terk edildiklerinde ya da ulusal kimlikleri nedeniyle Filistinlilerden esirgendiğinde tüm anlamlarını yitirirler. Dünyanın bir bölgesinde işkence yasağı savunulurken başka yerlerde mahkumların çektiği acılar karşısında sessiz kalınması, sürecin geciktirilmesi ya da diplomatik bir kayıtsızlık sergilenmesi kabul edilemez.

Ciddi istismar iddialarına ilişkin güvenilir raporlar karşısında sessiz kalmak, sorumluluk almanın kabul edilebilir bir alternatifi değildir. Aynı şekilde somut ve sürekli eylemlerle desteklenmeyen, ölçülebilir sonuçlar doğurmayan endişe beyanları da yeterli bir yanıt sayılamaz. Uluslararası kurumlar, üzüntü ifadelerinin ötesine geçerek mahkumları korumak, gerçekleri ortaya çıkarmak, delilleri muhafaza etmek ve ihlallerden sorumlu olanların hukuki açıdan gereken şekilde hesap vermelerini sağlamak için pratik adımlar atmalıdır. Kurumların harekete geçme yetkisi varsa bu yetkiyi kullanmaları gerekir. Hükümetlerin diplomatik veya başka türden yasal baskılar uygulama kapasitesi bulunuyorsa bu kapasitenin neden etkili bir şekilde kullanılmadığını açıklamaları zorunludur. Harekete geçilmemesi, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve mekanizmalarının bağımsızlığı, tutarlılığı ve etkinliği konusunda da temel soruları beraberinde getiriyor. Eğer uluslararası sözleşmeler ve kurumlar, sağladıkları korumayı gözaltında kötü muameleyle karşı karşıya kalan insanlar için anlamlı güvencelere dönüştüremiyorlarsa bunların varlık amacı nedir?

Çifte standartlar, uluslararası insan hakları sisteminin meşruiyetine zarar verir ve savunduğunu iddia ettiği ilkeleri zayıflatır. Seçici bir duyarlılık, cezasızlığı teşvik eder, mağdurların çektiği acıları derinleştirir ve mağdurlar siyasi açıdan dışlanmış ya da işgal altında yaşayan bir nüfusa mensup olduklarında ihlallerin sürebileceğine dair tehlikeli bir mesaj verir. Hiçbir güvenilir insan hakları sistemi böyle bir ayrıma müsamaha gösteremez.

Bu nedenle uluslararası toplumun derhal somut ve doğrulanabilir adımlar atması gerekiyor. Toplum, gözaltı merkezlerine bağımsız erişim sağlanmasını, hapishane koşullarının etkin bir şekilde izlenmesini, işkence ve kötü muameleye karşı koruma oluşturulmasını ve yaralı ya da hasta her bir mahkuma derhal yeterli tıbbi bakım sunulmasını talep etmelidir. Ölümler, ciddi yaralanmalar, fiziksel saldırılar ve diğer ağır ihlallerle ilgili şeffaf soruşturmalar yürütülmesinde ısrarcı olunmalıdır. Deliller muhafaza edilmeli, tanıklar korunmalı ve soruşturmalar, sorumluluğu bulunabilecek kişilerden bağımsız bir şekilde yürütülmelidir. Yeterli delillerin kişisel cezai sorumluluğu ortaya koyduğu durumlarda uluslararası hukuka uygun gerekli hukuki mekanizmalar işletilmelidir.

Uluslararası kuruluşlar, hükümetler, insan hakları organları ve insani yardım kurumları, gözaltındaki Filistinli kadın ve erkekleri korumaya, yürürlükteki hukuk uyarınca yasal temsil ve aileyle iletişim imkanlarına erişimlerini güvence altına almaya ve uluslararası standartları ihlal eden uygulamalara karşı çıkmaya yönelik çabalarını yoğunlaştırmalıdır. Bağımsız denetime getirilen her türlü kısıtlama da ciddi bir şekilde incelenmelidir. Sorumluluk, bireysel faillerin ötesine geçerek delillerin ve hukukun gerektirdiği durumlarda ciddi ihlalleri emreden, mümkün kılan, kolaylaştıran veya bilerek önlemeyenleri de kapsamalıdır.

Talep açık: Filistinli mahkumlar, acılarının görmezden gelindiği ve haklarının feda edilebilir görüldüğü bir sisteme terk edilmemelidir. Onların yaşamları bir pazarlık malzemesi değildir. Onurları koşullara bağlı değildir. Korunmaları ise siyasi bir kolaylık meselesi olamaz. Filistinli mahkumların korunması, acil bir hukuki, ahlaki ve insani sorumluluktur. Hareketsiz geçen her gün, daha fazla Filistinli mahkumun ölümüne yol açıyor ve insan onurunu korumakla görevli uluslararası kurumlara duyulan güveni daha da zedeliyor.

Adalet seçici olamaz. İnsan hakları milliyete bağlı olamaz. Filistinli mahkumlara sanki hayatları başka herhangi bir insanınkinden daha az değerliymiş gibi davranılamaz. Uluslararası toplum, onları korumak, hak ihlallerine son vermek ve hiçbir otoritenin hukukun üzerinde yer almasına izin verilmemesini sağlamak için kararlı şekilde harekete geçmelidir.

[Raed Mohammed Mahmood Amer, Filistinli Mahkumlar Derneği Başkanıdır.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.

İnsan haklarının çöküşü ve Filistinli siyasi mahkumlar
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Milliyetçi Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.