Sitemizi Google aramalarında tercih edilen kaynak olarak ekleyin.

Dünya değişiyor. Riskler çeşitleniyor. Alışılmış güvenlik mimarisi çöküyor. 9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel'in, "Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz" sözünde karşılığını bulan günlerden geçiyoruz. Görünür gelecekte, küresel sisteme "orta ölçekli devletler ve aralarındaki iş birliklerinin" damga vuracağı anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın teşvik ettiği, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "diplomatik", Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in "askeri", MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın "istihbari" açıdan içini doldurduğu "Bölgesel Sahiplenme Politikası" artık asrın gerçekliğine dönüşüyor. Öyle ki bugün Kanada Başbakanı Mark Carney bile bu üçüncü yolu savunuyor. "Tek başlarına küresel sistemi değiştirecek büyüklükte olmayan ancak bir araya geldiklerinde ciddi ekonomik ve askeri ağırlık oluşturan ülkelerin ittifak kurmasını" öneriyor!
Hal böyle iken…
Türkiye'nin güvenlik ve refah sınırları ister istemez "tarihi, jeopolitik ve jeostratejik" eksende gelişiyor. Son dönemde imza atılan uluslararası metinleri, çağın rasyonel gereklilikleri üzerinden okumak gerekiyor.
Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını (Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan), savunma sanayiinde güç birliği hedefleyen Bedir İttifakı'nı (Türkiye-Pakistan-Katar-Endonezya) ve Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Belirleme Mutabakatını birlikte değerlendirdiğimizde hem Türkiye'nin hak, alâka ve menfaatleri hem de bölgesel huzur ve istikrar için kritik önemde olduğu anlaşılıyor!
Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin