
Çanakkale Boğazı'nda son dönemde yoğun bir şekilde görülen mavi denizanalarını değerlendiren Prof. Dr. Suat Ateş, "Bu canlılar biraz büyük boyutta oldukları için vatandaşlarımız denize girdikleri zaman mümkün olduğu kadar gördüklerinde yönlerini değiştirsinler. Özellikle şemsiye bölgesine değil, kuyruk bölgesine pek temas etmesinler. Çünkü kridositler oradan yayılıyor insan vücuduna. Biraz tabii rahatsızlık verir. Bir anda bir denizanası, farkına varmıyorsunuz, yüzünüze çarpabiliyor. İlk su içerisinde onu hissetmiyoruz ama kara ortamına çıktığımızda yoğun bir acı ve yanma hissediliyor" dedi.Yüzde 97'si su olan bu canlı türlerinin hemen kara ortamına veya güneş ışığına çıktığında çok kolay eriyebildiğini belirten ÇOMÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Ateş, "Suların genellikle çok temiz olduğu bölgelerde pek bir popülasyon oluşturamıyorlar. Tabii ki bunlar doğal döngü. Su sıcaklığının, yüzey suyu sıcaklıklarının besleyici element girişlerinin ve sıcak tuzluluğun bu canlıların dağılımında, popülasyon oluşturmalarında büyük bir etkisi var. Ama her zaman söylüyoruz, besleyici element girişlerinin az olması lazım. Besleyeci element girişleri de kısmen demeyelim de yine belli bir oranda sistemdeki kirlilik etmenlerinin var olmasından kaynaklı. Buna bağlı olarak da bu kirlilik etmenlerinin bir noktada azaltılmasında fayda var. Azaltırsanız sistemden bu canlıyı belli bir oranda çekebilirsiniz. Ama tamamen çekmeyeceksiniz tabii ki. Tamamen çektiğinizde de bu sefer besin zincirinde anomaller meydana gelecektir" dedi.
Bu görüntüler daha önceki yıllarda da vardı ama bu kadar yoğun bir popülasyon yoktu. Bu popülasyonun Marmara sisteminde yoğun olmasının bir takım etkenleri olduğu düşünülmekte. Bunlardan bir tanesi türün Karadeniz ekosisteminde yoğun olarak bulunması, dalga ve akıntı hareketleriyle veya bunların kendi organellerinin sağlamış olduğu hareketlerle sistem içerisine girişleri. Yüzey sularında şu sıralar az görülse de 3-5 metre derinlikler altında yoğun olarak var olduğu söyleniliyor. Canlı türü normalde insan sağlığı açısından zehirli olmamakla birlikte daha bunların özellikle kuyruk bölgesindeki tentaküllerin içerisinde bulunan künodoblas dediğimiz küçük hücrelerin içerisindeki Knidosit sıvısının, kimyasal sıvının hafif çarpmanın etkisiyle yüzeye dağılması, bunun da sonucunda yüzeyde kızarıklık, kaşıntı, acı hissi olması. Bu insan sağlığı açısından bir sıkıntı oluşturmuyor ama anlık rahatsızlıklara meydan verebiliyor. Bu canlı Karadeniz ekosisteminde yoğun olarak pelajit balık türlerinin larva yumurtasını tüketebiliyor. Ayrıca balık türlerini yemiş olduğu Fito ve zooplankton türlerini de tüketebiliyor. Yani şöyle söyleyebiliriz, aslında Karadeniz ekosistemi için bir predatör türü olarak tanımlanabilir" diye konuştu.