
Solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvurularda artış yaşanırken, grip sezonunun seyri ve dolaşımdaki influenza virüsleri yeniden gündeme geldi.
Ancak acil servislerde gözlenen vaka artışının tek başına influenza sezonunun erken başladığı anlamına gelmediğini belirten Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Süleyman Alpar, Türkiye’deki güncel tablonun Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan haftalık sürveyans raporlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Alpar, “Şu sıralar çalıştığım acil serviste solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle başvurularda belirgin artış gözlemliyoruz. Ancak bu durum tek başına influenza sezonunun erken başladığı anlamına gelmiyor. Ekim başında yayımlanan verilere göre Avrupa’da influenza aktivitesi düşük düzeyde. Türkiye’de sezonun başlayıp başlamadığını Sağlık Bakanlığı’nın haftalık sürveyans raporları gösterecek” dedi.
Hava sıcaklıklarının düşmesi, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve okulların açılmasının bulaşmayı kolaylaştırdığına dikkat çeken Alpar, toplumun bağışıklık düzeyi ile virüslerde meydana gelen değişimlerin de salgının seyrini etkilediğini belirtti. Ancak Alpar, “Her solunum yolu enfeksiyonunu grip olarak değerlendirmemeliyiz” uyarısında da bulundu.
SAHADA HANGİ İNFLUENZA VİRÜSÜ DAHA BASKIN?
Türkiye’de dolaşımdaki influenza virüslerinin dağılımını belirlemek için laboratuvar verilerinin esas alınması gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Taşçı, klinik bulgularla virüsün alt tipini kesin olarak saptamanın mümkün olmadığını söyledi.
Taşçı, “Muayene sırasında ateş, kas ağrısı, öksürük ve halsizlik gibi bulgularla karşılaştığımız hastalarda hangi influenza alt tipinin baskın olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değil. Türkiye’deki güncel dağılımı değerlendirirken Sağlık Bakanlığı’nın ve referans laboratuvarlarının haftalık sürveyans verileri esas alınmalı. Ancak A(H1N1)pdm09, A(H3N2) ve B/Victoria virüslerini izlemek gerekiyor” diye konuştu.
Bu üç virüsün güncel grip aşısının hedefleri arasında bulunduğunu da belirten Doç. Dr. Süleyman Alpar, aşı içeriğindeki değişikliğin nedenine de açıklık getirdi.
Alpar, “Daha önce dört bileşenli olan aşı, B/Yamagata soyunun Mart 2020’den beri doğal dolaşımda doğrulanmaması nedeniyle üç bileşene indirildi. Victoria da yeni bir hastalık değil, influenza B’nin uzun yıllardır bilinen soyu. Dünya genelinde influenza aktivitesi şu anda düşük düzeyde; saptanan virüsler arasında H1N1’in payı artıyor. Ancak bu, Türkiye için bir öngörü değil. Ülkemizde hangi virüsün baskın olduğunu belirlemek için laboratuvar sürveyans verilerine ihtiyaç var” dedi.
BELİRTİLER AYNI, HASTALIĞIN AĞIRLIĞI DEĞİŞEBİLİYOR
A(H1N1)pdm09, A(H3N2) ve influenza B virüslerinin yol açtığı hastalıkların belirtilerinin büyük ölçüde benzer olduğunu belirten uzmanlar, yalnızca klinik bulgulara bakılarak virüslerin birbirinden ayırt edilemeyeceğini vurguladı.
Doç. Dr. Süleyman Alpar, üç virüsün de genellikle ani başlayan ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Yalnızca belirtilere bakarak birbirlerinden ayırmak mümkün değil. H3N2 özellikle yaşlılarda, H1N1 bazı sezonlarda genç erişkinlerde ve gebelerde, influenza B ise çocuklarda ciddi hastalığa yol açabilir. Ancak hastalığın ağırlığını yalnızca virüsün tipi belirlemez. Sağlıklı bir kişide hafif seyreden influenza, kronik hastalığı bulunan başka bir kişide zatürreye veya solunum yetmezliğine neden olabilir.”
Dr. Onur Taşçı da mevsimsel influenza enfeksiyonlarında tipik tablonun ani başlayan ateş, titreme, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, belirgin halsizlik, kuru öksürük ve boğaz ağrısı olduğunu belirtti.
Virüslerin birbirinden ayrılması gerektiğinde moleküler testlerden yararlanılabileceğini kaydeden Taşçı, “Alt tipleri birbirinden ayırmak için gerektiğinde PCR ve uygun alt tiplendirme yöntemleri kullanılmalı. Hangi virüsün daha ağır seyrettiği konusunda her sezon ve her hasta grubu için geçerli kesin bir sıralama yapılamaz. Hastalığın seyrini belirleyen tek faktör virüsün alt tipi değil; yaş, bağışıklık durumu, eşlik eden hastalıklar ve dolaşımdaki varyantın özellikleri de önemli” ifadelerini kullandı.
BİR KİŞİ AYNI GRİP SEZONUNDA BU VİRÜSLERDEN HEPSİNE YAKALANABİLİR Mİ?
Grip geçiren kişilerin aynı sezon içinde yeniden hastalanabileceğini belirten uzmanlar, bir influenza virüsüne karşı gelişen bağışıklığın diğer alt tiplere karşı tam koruma sağlamadığına dikkat çekti.
Doç. Dr. Süleyman Alpar, “Bir kişi H1N1 enfeksiyonu geçirdikten sonra aynı sezon H3N2 veya influenza B ile yeniden hastalanabilir. Çünkü bu virüslerin antijenik yapıları farklı. Birine karşı gelişen bağışıklık diğerlerine karşı tam koruma sağlamaz. Kısmi çapraz bağışıklık oluşabilse de buna güvenemeyiz. Dolayısıyla grip geçirmiş olmak, aynı sezon yeniden grip olunmayacağı anlamına gelmez” dedi.
Dr. Onur Taşçı da aynı influenza sezonunda birden fazla virüsün eş zamanlı dolaşımda bulunabileceğini, ancak bunun herkesin üç virüsle de enfekte olacağı anlamına gelmediğini belirtti.
Taşçı, “Bir kişi aynı sezon içinde farklı influenza alt tipleriyle birden fazla kez enfekte olabilir. Örneğin önce A(H3N2), haftalar veya aylar sonra A(H1N1) enfeksiyonu geçirebilir. Önceki enfeksiyon veya aşılamayla oluşan kısmi çapraz bağışıklık bulunabilse de bir alt tipi geçirmek, diğerlerine karşı bağışık olmak demek değil. Daha önce grip geçirmiş olmak, aynı sezon içinde yeniden grip olunamayacağı anlamına gelmez” diye konuştu.
GRİP AŞISI YÜZDE 100 KORUMA SAĞLIYOR MU?
Üç bileşenli grip aşısının influenza enfeksiyonuna karşı yüzde 100 koruma sağlamadığını belirten uzmanlar, aşının özellikle ağır hastalık riskini azaltmadaki önemine dikkat çekti. Doç. Dr. Süleyman Alpar, önceki sezonlara ait gözlemsel araştırmalarda aşılamanın ağır sonuçlara karşı koruyucu etkisinin ortaya konduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Önceki sezonlara ait gözlemsel araştırmalarda, influenza nedeniyle hastaneye yatırılan aşılı erişkinlerde, aşısızlara göre yoğun bakıma kabul riskinin yaklaşık yüzde 26, ölüm riskinin ise yüzde 31 daha düşük olduğu bildirildi. Bunlar mevcut sezonun kesin etkinlik oranları değil.”
Aşının zamanlamasının da önemli olduğunu vurgulayan Alpar, grip aşısı için en uygun dönemin ekim-kasım ayları olduğunu ve koruyucu bağışıklığın yaklaşık iki haftada geliştiğini ifade etti.
Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.