Ülkücü Şehit Cengiz Baktemur ”İnanç Uğruna Feda Edilen Bir Hayat”

1746119460412478374

Türk siyasi tarihinde 1980 darbesi ve sonrasında yaşananlar, yalnızca bir rejim değişikliği değil; aynı zamanda binlerce gencin hayallerinin, hayatlarının ve inançlarının da katledildiği bir dönemdi. Bu karanlık dönemin sembol isimlerinden biri, genç yaşında inandığı değerler uğruna can veren Cengiz Baktemur’dur.

1961 yılında dünyaya gelen Baktemur, henüz 21 yaşındayken idam edilerek hayata veda etmiştir. Ancak onun ölümü, sıradan bir infaz olmaktan çok öte, insanlık dışı uygulamaların ve dönemin siyasi kutuplaşmasının bir göstergesi olarak tarihe geçmiştir.

Cengiz Baktemur, milliyetçi ve mukaddesatçı bir dünya görüşüyle yetişmiş bir gençti. Henüz lise yıllarında Türk milliyetçiliği fikriyatına ilgi duymaya başlamış, kısa süre içinde Ülkü Ocakları çevresinde aktif hale gelmiştir. Yurtseverlik, tarih bilinci ve milletine hizmet arzusu, onun karakterinin temel taşlarını oluşturuyordu. 1970’li yılların ikinci yarısında Türkiye, sağ-sol çatışmalarının, ideolojik kamplaşmaların en sert yaşandığı ülkelerden biri olmuştu. Bu ortamda, Cengiz Baktemur da birçok ülkücü gibi kendini mahallesini, okulunu, vatanını koruma mücadelesinin içinde buldu.

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte Türkiye’de siyasi hayat askıya alındı. Ancak darbe, yalnızca radikal sol yapıları değil; sağ görüşlü milliyetçileri de ağır şekilde hedef aldı. Ülkücü gençler kitlesel gözaltılar, işkenceler ve davalarla karşı karşıya kaldı. Cengiz Baktemur da bu süreçte tutuklandı ve çeşitli suçlamalarla yargılandı.

Hakkındaki iddialar, o dönemin pek çok davasında olduğu gibi çoğunlukla tanık beyanlarına ve zayıf delillere dayandırılmıştı. Ancak devletin sert ve taraflı refleksi, onu da diğer birçok ülkücü gibi ölümle cezalandırmaya yöneldi. Bu noktada adaletin yerini, ideolojik rövanş duygusunun aldığı yorumları sıklıkla yapılmıştır.

1982 yılında idam kararı uygulandı. Ancak Cengiz Baktemur’un infazı, yasal çerçevenin bile ötesine geçilerek bir işkenceye dönüştürüldü. Tanıklıklarla ve çeşitli kaynaklarla aktarıldığı üzere, idam sehpasında ilk asılışında ölüm gerçekleşmemiş, nefesi kesilse de can çekişmeye devam etmiştir. O anlarda yaşadığı acılar görmezden gelinmiş; ardından tekrar sehpa hazırlanmış ve ikinci defa asılarak hayatına son verilmiştir.

Bu uygulama, sadece infaz değil, aynı zamanda bir işkence yöntemi olarak yorumlanmıştır. İki defa asılarak idam edilmesi, hem vicdanları sarsmış hem de hukuki ve ahlaki açıdan tartışmalara neden olmuştur. Bu olay, Ülkücü camiada ve insan hakları savunucularında derin bir öfke ve üzüntü uyandırmıştır.

Cengiz Baktemur’un ismi, zamanla Ülkücü hareketin şehitleri arasında özel bir yere sahip olmuştur. Onun adı, sadece bir gençlik idealizmini değil; aynı zamanda sistemin adaletsizliğine başkaldıran bir sembol olarak yaşatılmaktadır. Özellikle ülkücü şehitlik listelerinde, onun ismi sıkça anılır; dualarla, etkinliklerle ve sosyal medya paylaşımlarıyla yaşatılmaya devam edilir.

Ayrıca, onun gibi idam edilen ya da işkence gören gençlerin hatırası, Türkiye’de geçmişle yüzleşme ihtiyacını her zaman diri tutmuştur. Bugün hâlâ onun ismi anıldığında, sadece bir bireyden değil; bir kuşağın çilesinden, idealleri uğruna feda edilen hayatlardan söz edilmektedir.

Cengiz Baktemur’un hikâyesi, bize sadece bir bireyin değil, bir dönemin, bir fikrin ve bir mücadelenin acı gerçeğini anlatır. İnandığı değerler uğruna verdiği mücadele ve bu uğurda can vermesi, Türk milliyetçiliği davasında unutulmayacak bir iz bırakmıştır. Onun yaşadığı adaletsizlik, hem insan hakları hem de toplumsal hafıza açısından ibretliktir.

Ruhu şad olsun.

Exit mobile version