Site simgesi Milliyetçi Medya

Türkiye ekonomisi kritik virajda

Türkiye ekonomisi kritik virajda

Türkiye ekonomisi zorlu bir virajdan geçiyor. Bir yandan fon türbülansının yol açtığı tahribat kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Diğer yandan enflasyon gibi vatandaşın cüzdanını etkileyen makroekonomik sorunların çözülmesi gerekiyor. Enflasyon cephesinde temel mallarda yıllık enflasyon yüzde 17'ye kadar geriledi. Ancak gıda ve enerji gibi tüketim sepetinde ağırlığı yüksek olan kalemler, manşet enflasyonu yüksek tutmaya devam ediyor. Ekim ayında yıllık enflasyon yüzde 29.77 olarak gerçekleşti. Savaş kaynaklı artan enerji fiyatları kalıcı biçimde gerilemediği sürece enflasyonun bir süre yüzde 28-30 aralığında seyretmesi bekleniyor.

Enerji fiyatlarının yanı sıra gıda fiyatlarında mevsim geçişlerinde yaşanan ani sıçramaların normalleşmesi kritik önem taşıyor. Yaz aylarında ılımlı bir seyir izleyerek dezenflasyona destek veren gıda fiyatları, mevsim geçişiyle birlikte yeniden yükselişe geçti. Gıda ve enerji fiyatlarının normale döndüğü bir senaryoda enflasyonun yüzde 22-23 civarına gerilemesi beklenebilir. İç talepteki yavaşlama da enflasyonun bu seviyelere inmesine alan açabilir. Ancak arızi ve mevsimsel şoklar şu an için bu düşüşün önünde engel oluşturuyor.
Enflasyonun yüzde 20'nin altına gerilemesi içinse tarım ve sanayi üretimindeki yapısal sorunları giderecek politikalara ihtiyaç var. Ayrıca hizmet fiyatlarındaki katılığın azaltılması, vergi reformu ve kamu harcamalarının etkinleştirilmesi gerekiyor.
Dış şoklar azalmadıkça ve destekleyici politikalar geciktikçe sıkı para politikasına daha fazla bel bağlamak zorunda kalınıyor. Bu da yüksek faiz ve düşük kur anlamına geliyor. Bu ikili ise üretimi, yatırımı ve ihracatı zorlaştırıyor.

FON TÜRBÜLANSININ REEL SEKTÖRE YANSIMASI
Merkez Bankası'nın ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini son iki ayda yüzde 40'tan yüzde 36'ya indirmesi, sınırlı da olsa piyasa faizlerine yansıdı. Ancak krediye erişim hâlâ kolay değil. Bankaların mevcut kredilerin geri ödenebilmesi için önceliği yapılandırmalara verdiği ve kredi büyüme sınırlarının ancak yavaş gevşetilebildiği bir ortamda yeni finansman bulmak zor. Banka kredileri yoluyla finansman bulmakta zorlanan şirketler için tahvil piyasası bir alternatif olmuştu. Ancak fon türbülansı sonrasında yaşanan likidite sıkışıklığı ve güven kaybı bu piyasayı da kuruttu.
Hiç kuşkusuz fon piyasasındaki türbülans en çok hanelerin canını yaktı. Bu sürecin en üzücü ve sıkıntılı yanı da bu oldu. Öte yandan fon tasfiyelerinden kaç şirketin etkilendiği de önemli. Zira bu şirketlerin kayıplarının yüksek olma ihtimali, tedarikçilerini ve müşterilerini de dolaylı yoldan etkileyerek ekonomik faaliyette olumsuz bir çarpan etkisi oluşturma riskini beraberinde getiriyor
Merkez Bankası bu hafta blog sayfasında konuya ilişkin kısa bir not yayımladı. Buna göre, 15 Eylül 2026 itibarıyla tasfiye kapsamındaki fonlarda 1 milyon TL ve üzerinde yatırım bakiyesi bulunan reel sektör firmalarının sayısı yaklaşık 3 bin. Bu firmaların fonlardaki toplam yatırım tutarı ise 116 milyar TL.
İlgili firmaların ekonomideki ciro payı yüzde 0,9, istihdamdaki payları ise yüzde 0,6 düzeyinde. Bu firmaların tedarikçilerinin payı da görece düşük. Dolayısıyla bu fonlara yatırım yapan firmaların kayıplarının ekonomik faaliyeti doğrudan etkileme ihtimalinin sınırlı olduğu söylenebilir. Ne var ki sorun yalnızca fonlardaki kayıplardan ibaret değil. Türbülansın ardından hisse senetlerinde sert değer kayıpları yaşandı, özel sektör tahvilleri de yoğun satış baskısıyla karşılaştı. Bu iki gelişme özel sektörün finansman koşullarını kötüleştirdi. Sonuç olarak fon piyasasındaki türbülans yalnızca iç talebi değil, özel sektör yatırımlarını da bir süre olumsuz etkilemesi muhtemel.

SERMAYE PİYASASINI MİKROPLARDAN TEMİZLEMEK
YAŞANANLARIN ardından sermaye piyasasında güvenin yeniden tesis edilmesi zaman alacak. Bu süreci olabildiğince kısaltmak için öncelikle manipülasyon ve suistimallerin sorumluları şeffaf bir soruşturma süreciyle belirlenmeli ve ayrım gözetilmeksizin adil biçimde cezalandırılmalı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da belirttiği üzere, sermaye piyasasının "mikroplardan" arınması gerekiyor.
Bunun yanı sıra, SPK'nın önümüzdeki dönemdeki önceliği borsadaki şirket ve yatırımcı sayısını artırmak değil, mevcut yapıyı düzene sokmak olmalı. Sermaye piyasalarını iç ve dış şoklara karşı daha dayanıklı kılacak mekanizmaları planlı ve orantılı biçimde hayata geçirmeliyiz. Sadece manipülasyonun değil, sermaye piyasasında spekülatif dalgalanmalara yol açabilecek "irrasyonel coşkunlukların" da önünü kesmeliyiz.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Mobil sürümden çık