
TCMB Karahan, Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD) Ankara'nın düzenlediği "Ekonomi Buluşması" etkinliğinde sunum yaptı.
Fiyat istikrarının uzun vadeli planlamayı kolaylaştırarak yatırım ve üretim ortamını iyileştirdiğini ifade eden Karahan, "Arz yönlü şoklar özellikle enerji fiyatları üzerinden enflasyon görünümünü etkilemeye devam ediyor. Bu baskılar manşet enflasyondaki iyileşmeyi sınırlıyor. Buna karşılık sıkı para politikamızın etkisiyle iç talepteki yavaşlama dezenflasyonu destekliyor." diye konuştu.
Karahan, hizmetlerde, özellikle kirada ataletin azalmasının da bu sürece katkı sağladığına işaret ederek, "Bu görünüm altında enflasyonun ana eğilimi son dönemde geriledi. Ekonomik gelişmeleri geniş bir veri setiyle yakından izliyoruz. Enflasyonun ana eğilimini, talep koşullarını ve beklentileri birlikte değerlendirerek orta vadeli enflasyon görünümüne odaklanıyoruz. Enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz. Fiyat istikrarı sağlanana kadar dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.
Yılın başında 70 dolar civarında seyreden petrol fiyatlarının savaş öncesine göre dönem dönem belirgin artışlar kaydettikten sonra bir miktar gerilediğini, ancak petrol fiyatlarının halen savaş öncesi seviyesinin önemli oranda üzerinde seyrettiğini belirten Karahan, petrol fiyatlarındaki yükselişe ek olarak rafineri marjlarındaki artışın başta motorin olmak üzere enerji fiyatları kaynaklı baskıları güçlendirdiğini söyledi. Son dönemde yeniden yükselen doğal gaz fiyatlarının ise savaş öncesindeki seviyesinin yaklaşık 3 katına çıktığını dile getiren Karahan, bu gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden doğrudan ve ulaştırma hizmetleri gibi kalemler üzerinden ise dolaylı olarak enflasyonu olumsuz etkilediğine dikkati çekti.
Karahan, diğer yandan eşel mobil sisteminin özellikle savaşın ilk aylarındaki sert fiyat artışlarının yurt içine yansımasını sınırladığına işaret ederek, akaryakıtın önemli bir girdi olduğu ulaştırma gibi kalemlerde de maliyet baskılarının hafiflemesinin enflasyon üzerindeki birincil etkilerini sınırladığını anlattı.
"ARZ YÖNLÜ BASKILAR SÖNÜMLENİRSE DEZENFLASYON ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE DE SÜRECEK"
Savaşın başlamasıyla birlikte mart başında sıkı para politikasını destekleyici tedbirler aldıklarını belirten Karahan, şöyle devam etti:
"Böylece şokun beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden enflasyon üzerinde oluşturabileceği ikincil etkileri sınırlamayı amaçladık. Eş güdüm içinde atılan politika adımları neticesinde enflasyon mayıs ayından sonra yeniden gerilemeye başladı. Enerji fiyatlarının tekrar artmasının bir yansıması olarak yıllık enflasyondaki gerileme yakın dönemde ivme kaybetti. Bununla birlikte ekim ayında yıllık tüketici enflasyonu yataya yakın seyrederken enerji ve işlenmemiş gıda gibi ürünleri dışlayan B ve C göstergelerinde gerileme devam etti. Bu görünüm enerji kaynaklı baskılar sürerken diğer kalemlerdeki iyileşmenin devam ettiğine işaret ediyor."
Karahan, yıllıklandırılmış olarak baktıkları savaş döneminde yüzde 30'lar seviyesine yükselen ana eğilimin ekim ayı itibarıyla yüzde 23,7 seviyesini işaret ettiğini bildirerek, "Bu seviye mevcut yıllık enflasyonun yaklaşık 6 puan altında. Ana eğilimin yıllık enflasyonun altında seyretmesi, arz yönlü baskılar sönümlenirse dezenflasyonun önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ediyor. Bu gelişmeyi sıkı para politikası duruşumuzun talep ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin bir yansıması olarak değerlendiriyoruz." değerlendirmelerinde bulundu.
Ekim itibarıyla enerji dışındaki ana gruplarda yıllık enflasyonun geçen yılın altında seyrettiğini vurgulayan Karahan, savaşın etkisiyle yıllık enerji enflasyonunun yüzde 51,4'e yükselerek geçen yılın yaklaşık 17 puan üzerinde gerçekleştiğini söyledi. Bu yıl dezenflasyon sürecindeki ivme kaybının esas olarak jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisinden kaynaklandığını dile getiren Karahan, "Talep koşullarına duyarlılık, geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi ve jeopolitik gelişmelerden etkilenme düzeyine göre hizmet alt kalemleri farklı eğilimler sergiliyor." dedi.
"MEVCUT GÖRÜNÜM KİRA ENFLASYONUNDAKİ GERİLEMENİN SÜRECEĞİNE İŞARET EDİYOR"
Karahan, geçmiş dönemde ataletin güçlü olduğu kira enflasyonunda belirgin bir yavaşlama gördüklerinin altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:
"Kira enflasyonu bir önceki sene yüzde 66 düzeyinden bu sene ekim ayında yüzde 40'ın altına geriledi. Katılığın önemli bir etken olduğu bir başka kalem olan eğitim hizmetleri de gerilemeye devam etti. Diğer yandan artan enerji fiyatlarının dolaylı etkileriyle ulaştırma hizmetlerinde yıllık enflasyon yüzde 42,5 oldu. Böylece ulaştırma hizmetleri enflasyonu hem geçen yılki seviyesini hem de bu seneki genel hizmet enflasyonunun üzerinde gerçekleşti. Haberleşme hizmetleri enflasyonu da geçen yıla kıyasla 20 puan artarak yüzde 43 seviyesinde gerçekleşti ve hizmet enflasyonunu yukarı çeken bir kalem oldu. Hizmet enflasyonundaki gerilemede kira enflasyonunun yavaşlaması öne çıkıyor. Mevcut görünüm kira enflasyonundaki gerilemenin süreceğine işaret ediyor."
Temel mallarda jeopolitik gelişmelerin etkisiyle nisanda güçlenen fiyat artışlarının sonraki aylarda yavaşladığını anlatan Karahan, yakın dönem eğiliminin de yıllık temel mal enflasyonunun altına gerilediğini söyledi. Sıkı para politikasına bağlı olarak tüketim talebindeki yavaşlamanın ve Türk lirasındaki ılımlı seyrin arz yönlü baskılara rağmen temel mal enflasyonundaki artışı sınırladığını dile getiren Karahan, "Yılın ilk aylarında yüksek seyrederek dezenflasyon sürecindeki yavaşlamada etkili olan gıda enflasyonu geçen yıl olumsuz hava koşullarından etkilenen tarımsal üretimdeki toparlanmayla birlikte geriledi. Ancak gıda fiyatları taze meyve ve sebze kaynaklı olarak oynak bir seyir izliyor. Nitekim ekim ayında tüketici enflasyonunun seyrinde taze meyve ve sebze fiyatlarının etkisi öne çıktı. Önümüzdeki dönemde de iklim koşullarına bağlı olarak gıda fiyatlarında oynaklık devam edebilir." dedi.
"SIKI PARA POLİTİKAMIZ BEKLENTİLERDEKİ BOZULMAYI SINIRLADI"
Karahan, enflasyonun seyrinde başta enerji fiyatları olmak üzere arz yönlü gelişmelerin, talep koşullarının ve beklentilerin seyrinin öne çıkacağına dikkati çekerek, enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarında yukarı yönlü risklerin devam ettiğini anlattı. Bu nedenle iç talep koşullarının dezenflasyon sürecine desteğinin sürmesinin önemine vurgu yapan Karahan, "Yılın ilk yarısına ilişkin milli gelir verileri ve yakın döneme ilişkin göstergeler iç talepte zayıf bir seyre işaret ediyor. Altın hariç bakıldığında ağustos ayı itibarıyla üçüncü çeyrekte perakende satışların büyümesinin yavaşladığını görüyoruz. Kart harcamalarının üçüncü çeyrekte yataya yakın seyri de talepteki bu yavaşlamayı teyit ediyor. Enflasyon beklentileri arz şoklarının fiyatlama davranışlarına yansıması ve etkilerinin kalıcılığı açısından önem taşıyor. Sıkı para politikamız beklentilerdeki bozulmayı sınırladı." şeklinde konuştu.
Hanehalkı beklentilerinin de yılın ilk aylarında bir miktar arttıktan sonra gerileyerek savaş öncesi seviyesinin altında seyrettiğini dile getiren Karahan, "Bununla birlikte beklentilerde yıl başında öngördüğümüz iyileşme henüz sağlanmadı. Bu görünüm dezenflasyon açısından risk oluşturmaya devam ediyor ve ihtiyatlı duruşumuzu korumamızı gerektiriyor." ifadelerini kullandı.
"FON PİYASASINDAKİ GELİŞMELERİN ETKİLEŞİMİNİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ"
Karahan, enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin enflasyonun yanı sıra cari dengeye etkisine değinerek, altın ve enerji hariç dış ticaret açığının ise daha ılımlı seyrettiğini vurguladı. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı artan enerji fiyatlarının olumsuz etkisine rağmen cari açığın milli gelire oran olarak yataya yakın bir seyir izlediğini belirten Karahan, şöyle devam etti:
"İç talepteki yavaşlama, turizm gelirlerinin gücünü koruması ve altın dış ticaret dengesindeki iyileşme cari dengeyi destekliyor. Bu gelişmeler doğrultusunda 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Fon piyasasındaki gelişmelerin bankacılık sistemi ve diğer finansal piyasalarla olan etkileşimini yakından takip ediyoruz. Fiyat istikrarı ve finansal istikrar birbirini tamamlayan iki unsurdur. Bu çerçevede finansal piyasalarda yaşanan bu gelişmeleri dikkate alarak likidite imkanlarını gözden geçirdik. Haftalık repo ihaleleriyle sağladığımız fonlama miktarını artırdık. Bankalararası para piyasasında bankaların borç alabilme limitlerini güncelledik. Teminat iskonto oranlarını azalttık. Ayrıca makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek amacıyla zorunlu karşılık
uygulamasında değişiklik yaptık. Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarını düşürerek bankalara likidite yönetiminde esneklik sağladık. KOBİ kredileri kredi büyüme sınırlarını yükselttik."
Bir diğer düzenlemenin de özel sektör tahvil piyasasında yaşanabilecek likidite gelişmelerine yönelik olduğunu dile getiren Karahan, şunları kaydetti:
"Bu araçlara en önemli talebin yatırım fonlarından geliyordu. Son dönemde fonlarda yaşanan çıkışlar özel sektör borçlanma araçlarına olan talebi azalttı. Bu da refinansman konusunda risk oluşturdu. Bu riskin önüne geçmek adına özel sektör tahvillerinin itfasına yönelik kredileri büyüme sınırından muaf tuttuk. Böylece firmalara likidite yönetiminde de kolaylık sağlamış olduk. Bundan sonra da finansal istikrar ve likidite koşullarını yakından takip etmeye devam ederek gerek görülmesi halinde her türlü ek tedbiri proaktif bir şekilde alacağız. Son dönemdeki fon piyasası gelişmeleri sonrası portföy tercihlerine baktığımızda finansal sisteme ve Türk lirasına olan güvenin güçlü bir şekilde devam ettiğini görüyoruz."
"TÜRK LİRASI MEVDUATI GÜÇLÜ ŞEKİLDE ARTIYOR"
Karahan, nitekim sıkı para politikası duruşları, destekleyici makroihtiyati araç seti ve aldıkları bu önlemlerin de etkisiyle Türk lirası mevduatın güçlü şekilde arttığının altını çizerek, yabancı para mevduatlarda ise dalgalı seyirle birlikte tüzel kesimde sınırlı bir artış gördüklerini dile getirdi. Bu gelişmelerin etkisini Türk lirası payındaki istikrarlı seyirde de gördüklerini anlatan Karahan, "Özellikle ikinci çeyrekten itibaren Türk lirası mevduata geçişlerin hızlanması ile birlikte Türk lirası mevduatın payı yüzde 60'ın üzerinde seyrediyordu. Son dönemde para piyasası fonlarından çıkışların büyük oranda Türk lirası mevduata yönelmesi ile birlikte Türk lirası payı yüzde 61'in üzerinde kalmaya devam ediyor."
27 Şubat'ta 210 milyar dolar olan brüt rezervlerin 30 Ekim itibarıyla 158 milyar dolar seviyesine gerilediğine işaret eden Karahan, 27 Şubat sonrası rezervlerdeki gerilemenin 30 milyar dolarlık kısmının altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandığını dile getirdi.
Karahan, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve sağlıklı yatırım ortamına zemin hazırlayacak önemli bir ön koşul
olduğuna dikkati çekerek, son dönem verilerinin sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeyi teyit ettiğini söyledi. Bununla birlikte jeopolitik gelişmelerin yukarı yönlü riskleri canlı tuttuğunu anlatan Karahan, şunları kaydetti:
"Bu nedenle dezenflasyon konusundaki kazanımlarımızın devamını sağlamak için ihtiyatlı olmaya devam edeceğiz. Bu doğrultuda fiyat istikrarı sağlanana kadar gerekli sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceğimizi vurgulamak istiyorum."
Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin
