![]()
Dijitalleşmeyle daha görünür hale gelen LGBT ve cinsiyet kimliği tartışmaları, çocukların kimlik gelişiminin yanı sıra aile içindeki kadın ve erkek rolleri, annelik, babalık ve akrabalık ilişkileri üzerindeki olası etkileriyle de gündeme geliyor.
Sosyal medya algoritmalarının çocukların karşılaştığı içeriklerin belirlenmesinde giderek daha fazla rol üstlenmesi ise ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyayla ilişkisini takip etmesini zorlaştırıyor.
LGBT ve cinsiyet kimliğine ilişkin dijital içeriklerin çocuklar üzerindeki olası etkilerini AA muhabirine değerlendiren Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevki Işıklı, geçmişte ebeveynlerin çocukların izlediği ekranı kontrol ederek karşılaştıkları içerikleri daha kolay takip edebildiğini ancak dijitalleşmeyle birlikte enformasyon akışının ve buna bağlı risklerin arttığını belirtti.
Algoritmaların çocukların ilgi duyduğu, konuştuğu ve aradığı konulara ilişkin verileri kullanarak içerik sunduğunu anlatan Işıklı, çocukların cinsiyet kimliği ve rollerine ilişkin yaşlarına uygun şekilde bilgilendirilmesinde sakınca olmadığını, asıl meselenin "bilgilendirme" ile "yönlendirme" arasındaki ayrım olduğunu ifade etti.
Işıklı, "LGBT kavramları ve cinsiyet kavramlarıyla ilgili çocukların erken yaşta bu kadar çok içeriğe maruz kalması, çeşitli değişikliklere yol açacak. Bu kontrolün bir kısmını şu anda algoritmalar üstleniyor. Çocuklar kendinden önceki nesillerin yaşamadığı tarzda bir cinsiyet kimliği krizine maruz kalabilirler hatta kalıyorlar. Çünkü çok fazla içeriğe maruz kalıyorlar. Ekosistemde yabancı unsurlar, anne babalarının sahip olmadığı şeyler var. Erken yaşta maruz kalmanın birtakım riskleri var. Çocuklarda erken kimliklendirme, erken cinsiyet kimliği edinme sürecine sokabilir. Bu yüzden ebeveynlerin bunu takip etmeleri gerekir. Sadece cinsiyetin erken kimliklendirme sürecine girmesi, çocuğu henüz hazır olmadığı bir konuda zihinsel ve psikolojik bir gerilime sokabilir. Kadın ve erkek rolleri şeklindeki geleneksel cinsiyet ayrımını çocuğun zihninde tartışmalı hale getirebilir."
Çocukların farklı dönemlerde farklı şeyler düşünebileceğini ve yeni şeyler deneyebileceğini belirten Işıklı, cinsiyet kimliğini keşfetme sürecinde internet, sosyal medya ya da teknoloji destekli diğer kanallardan tek yönlü enformasyon gelmesinin çocuğu tek bir alana kaydırabileceğini söyledi.
"Özellikle Batı, Amerika kaynaklı dijital platformlarda LGBT konusunda pozitif bir ayrımcılık, bir sponsorluk ya da öne çıkartma olduğunu çok net görebiliyoruz. Bu Netflix'le başlamıştı ama şimdi Hollywood filmleri ve diğer sinema sektörünün tümünde görebiliyoruz. Hepsinde LGBT ile ilgili bir mesaj var. Halbuki en yaygın olan toplumda insanların sadece yüzde 3,5'i LGBT'li üyeler. Fakat sanki bu en temel sorunmuş ve en öncelikli insan hakkıymış gibi öne çıkartıp çocukların henüz yetişkin olmadan bu konuda bir tercih yapmaları yahut da kararlarını LGBT'den yana pozitif bir ayrımcılık olarak kullanmaları gerektiği mesajı veriliyor."
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin de cinsiyet, aile ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisine değinen Işıklı, gen makaslama ve sentetik biyoloji gibi teknolojilerin hızla geliştiğini, bu gelişmelerle çocuğun cinsiyetinin ve bazı genetik özelliklerinin doğumdan önce belirlenebilir hale geldiğini anlattı.
Işıklı, "Şu anki toplumumuzun, ahlakın, medeniyetimizin tümü her noktada cinsiyetle ilgili normlar, kurallar, yasalar, kriterler ve kavramlar içeriyor. Siz cinsiyetsizleşme gibi ya da çoklu cinsiyetler gibi yahut da akışkan cinsiyetler gibi bütün bunları içine alacak tasarım bebek gibi bir teknolojik trende girerseniz, bu teknolojik trend içinde sizin geleneksel yaşam tarzınızdan, ahlakınızdan, edebiyatınızdan, bilim ve inançlarınızdan geriye bir şey kalmaz. Buna karar vermek zorundayız." değerlendirmesinde bulundu.
Ebeveynlerin çocuklarının dijital ortamda karşılaştığı içeriklerden haberdar olması ve onlarla aktif iletişim kurması gerektiğini belirten Işıklı, bu süreçle ebeveynlerin tek başına başa çıkamayacağını, büyük teknoloji şirketleri, bilimsel fon kuruluşları ve bilim politikalarıyla eş güdüm içinde hareket edilmesi gerektiğini belirtti.
