Site simgesi Milliyetçi Medya

Kalkınma Yolu 20 gün kazandıracak

Kalkınma Yolu 20 gün kazandıracak

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Değişen Küresel Ulaştırma Jeopolitiği ve Kalkınma Yolu Projesi Konferansı’nda konuştu. Düşünce kuruluşlarının, bir milletin aklını, hafızasını ve gelecek tasavvurunu şekillendiren en önemli merkezler olduğunu kaydeden Bakan Uraloğlu, “Bu kuruluşlar; siyasetin günlük polemiklerine değil, uzun vadeli ve veriye dayalı analizlere odaklandıkları ölçüde bir ülkenin rotasını, geleceğini planlamada ciddi bir irade ortaya koyarlar. SETA’nın, değişen ulaştırma jeopolitiğini ve Kalkınma Yolu Projesi’ni gündeme taşıması da kurumun vizyonunu ve ülkemizin geleceğini şekillendiren meselelere verdiği önemi açıkça gösteriyor.” açıklamasında bulundu.

Bakan Uraloğlu, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğiyle birlikte Türkiye’nin son yıllarda gösterdiği büyük dönüşümde; SETA gibi kurumların ürettiği bilgi, politika yapıcılara rehberlik etmiş; karar süreçlerini zenginleştirmiş ve Türkiye Yüzyılı vizyonunun entelektüel zeminini güçlendirmiştir. Canıgönülden inanıyorum ki SETA’nın bu konudaki ısrarlı ve derinlikli çalışmaları, ülkemizin yarınlarını inşa etmesinde önemli bir rol üstlenmeye devam edecektir.” şeklinde konuştu.

Uraloğlu, küresel ticaret koridorlarının yeniden çizildiğini belirterek dünyanın sadece ‘en ucuz’ olanı değil; en güvenli, en kısa ve en öngörülebilir rotayı aradığını belirtti. Bakan Uraloğlu, son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmelerin, ulaştırma sistemlerinin ne denli kırılgan olabileceğini ve küresel ticareti nasıl sekteye uğratabileceğini bir kez daha açıkça ortaya koyduğunu kaydetti. Bakan Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Son dönemde yaşanan krizler çok açık bir gerçeği gösterdi: Küresel ticaretin kritik hatlarında meydana gelen en ufak bir aksama; enerji fiyatlarını fırlatıyor, navlun maliyetlerini katlıyor ve tedarik zincirlerini kilitliyor. Hatırlayacağınız üzere 2021’de Süveyş Kanalı’nda Ever Given konteyner gemisinin karaya oturmasıyla kanal günlerce kapanmış, yüzlerce gemi kuyruğa girmiş, küresel tedarik takvimi bir anda altüst olmuştur. Aynı dar geçitte sonraki dönemde yaşanan yoğunluk ve güvenlik riskleri, tek kanala bağlı ticaretin ne kadar kırılgan olduğunun altını çizmiştir. Kızıldeniz’de ise Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları ve tehditleri, başta Avrupa Asya hattı olmak üzere birçok armatörü, rotayı Ümit Burnu’na çevirmeye zorlamış; transit süreler 10-15 gün uzamış, navlun ve sigorta maliyetleri sert biçimde yükselmiştir. Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler petrol ve LNG taşımacılığının kalbindeki belirsizliği artırmış, enerji piyasalarında fiyat şokları yaşatmıştır.”

Kuzey’de ise Rusya-Ukrayna Savaşının, Çin-Avrupa demiryolu ticaretinin geleneksel kuzey güzergâhını fiilen daralttığını belirten Uraloğlu, yaptırımların ve operasyonel risklerin, alternatif güzergah arayışını hızlandırdığını söyledi.

Bakan Uraloğlu, “Özetle bir boğazda, bir kanalda veya tek bir kara hattında yaşanan belirsizlik; yük konteynerlerinin varışını haftalarca geciktirebilmekte, fabrikaların hammadde stokunu eritebilmekte, tüketiciye yansıyan maliyeti hızla yükseltebilmekte hatta üretimi durma noktasına getirebilmektedir. Bu kırılganlık karşısında ülkeler, daha güvenli, daha kısa, daha öngörülebilir ve daha sürdürülebilir güzergâhlar aramaya başlamıştır. İşte bu arayış, dünyayı klasik toprak merkezli jeopolitikten çok farklı bir yere, bir ‘ağ jeopolitiğine’ taşıyor. Çünkü artık devletlerin gücü yalnızca sınırları ve ordularıyla değil; ticaret, enerji ve veri hatlarını yönetebilme kabiliyetleriyle ölçülüyor. Bağlantısallık projeleri ise ekonomik entegrasyon sağlayan, stratejik bağımlılık üreten ve bölgesel düzen inşa eden araçlar hâline gelmiştir.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin coğrafi ve jeostratejik üstünlüğüne de dikkati çeken Uraloğlu “Orta Koridor’un kalbinde yer alan, Türk Boğazları’nı yöneten ve Kalkınma Yolu’nu inşa eden bir Türkiye olarak; masada da sahada da şunu net biçimde kanıtlıyoruz: Türkiye’siz koridor olmaz! Dünya artık; Trans-Hazar üzerinden işleyen Orta Koridor’u, Basra’dan Avrupa’ya uzanacak Kalkınma Yolu’nu, Orta Koridorun yeni bağlantısı TRIPP Koridorunu ve Modern Hicaz Demiryolu Hattını konuşuyor.” şeklinde konuştu.

Söz konusu koridorların birbirinin rakibi olmadığını belirten Bakan Uraloğlu, “Doğu-Batı ve Kuzey-Güney hatlarını ülkemizde buluşturup Avrupa’ya taşıyan tamamlayıcı omurgalardır. Dolayısıyla Kalkınma Yolu’nu; mevcut ticaret ağlarına can suyu veren tamamlayıcı bir güç olarak konumlandırıyoruz. Biz, çağımızın en büyük liderlerinden biri olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşsiz vizyonu, stratejik dehası ve kararlı iradesi rehberliğinde; bu tamamlayıcı omurgaları yüksek kapasiteli, dijital, çevreci ve rekabetçi birer güzergâha dönüştürüyor, Türkiye’yi Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in buluşma noktası olarak küresel ticaretin ve lojistiğin kalbine yerleştiriyoruz.” dedi.

Türkiye’nin tarih boyunca Asya ile Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü, Kafkaslardan Afrika’ya uzanan kuzey-güney koridorlarının tam ortasında bir kavşak olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Dört saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1,6 milyar insanın yaşadığı, 57,2 Trilyon Dolar Gayri Safi Milli Hasıla’ya sahip 67 ülkenin merkezinde yer alıyoruz. Ancak bugün Türkiye’yi yalnızca jeopolitik konumuyla tanımlamak yetersiz kalır. Çünkü Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, altyapı yatırımları, kriz çözme kabiliyeti, diplomasideki yapıcı duruşu ve güven inşa eden yaklaşımıyla jeostratejik bir güven adası haline gelmiştir. Tüm dünya liderleri tarafından kabul edilen güçlü, sağlam ve güvenli liderliği, uluslararası dinamikleri şekillendiren bir güç olmuştur. Çatışmaların ortasında bir istikrar adası olan, barış yanlısı ve güven inşa eden tutumuyla Türkiye, yalnızca bir geçiş ülkesi değil; rotaları planlayan, bağlayan ve güvenli hale getiren merkez ülke konumundadır.”

Rusya-Ukrayna savaşı sürecindeki tahıl koridoru diplomasisi, bölgedeki gerilimlerde sergilenen yapıcı tutum ve altyapı yatırımlarındaki kararlılığın Türkiye’nin “jeostratejik güven adası” vasfını pekiştirdiğini söyleyen Bakan Uraloğlu, “Bu güveni pekiştirecek ve tamamlayıcı en somut adım ise, son 24 yılda ülkemizin ulaşım ve haberleşme altyapısına yaklaşık 355 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirmiş olmamızdır. Karayollarında, 2002 yılında başlattığımız bölünmüş yol seferberliğiyle 6 bin 101 kilometre olan ağımızı bugün 30 bin 264 kilometreye çıkardık. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla bağlıyken, şimdi 77 şehrimizi birbirine bağladık.” diye konuştu.

Uraloğlu ayrıca, üretim merkezleri ile limanlar arasında kesintisiz, hızlı ve konforlu bağlantı sağlayan Kuzey Marmara, İstanbul-İzmir, Ankara-Niğde ve Aydın-Denizli Otoyolları ve bugün itibarıyla hizmete başlayan bağlantı yollarıyla birlikte 52 km olan Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolumuz gibi projeleriyle otoyol uzunluğunu 1.714 kilometreden yaklaşık 3 bin 850 kilometreye yükselttiklerini kaydetti.

Demiryollarını da 2002’den itibaren bir devlet politikası ve öncelikli bir sektör olarak benimsediklerini söyleyen Bakan Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

“10 gün önce Sayın Cumhurbaşkanımızın da teşrifleriyle hizmete açtığımız Çerkezköy Kapıkule Hızlı Tren Hattımızla birlikte 2002 yılında 10.948 kilometre olan demiryolu hattımızı 14.272 kilometreye çıkardık. Sıfırdan inşa ettiğimiz hızlı tren ağı uzunluğumuzu Çerkezköy-Kapıkule Hattımızı da ekleyerek 2.604 kilometreye ulaştırdık. Hızlı trenin doğrudan ulaştığı il sayımız 11’den 14’e yükseldi. Şu anda; Halkalı – Kapıkule’nin kalan kesimleri ile birlikte, Ankara-İzmir, Bandırma-Bursa-Yenişehir-Osmaneli, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep, Yerköy-Kayseri, Kırıkkale-Çorum, Karaman – Ulukışla gibi yeni hızlı tren hatlarının yapımlarına devam ediyoruz. İnşallah, 2028’e kadar Hızlı trenin ulaştığı il sayısını 27’ye yükseltmeyi hedefliyoruz.”

“Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak” hedefiyle Türkiye’yi de dünyanın en geniş uçuş ağlarına sahip ülkeler arasına taşıdıklarını anlatan Bakan Uraloğlu, “2002 yılında 26 olan aktif havalimanı sayımızı 58’e çıkardık. Yalnızca içeride büyümekle kalmadık; 133 ülkede 356 noktaya uzanan küresel bir havacılık sistemi kurduk. 1 Temmuz 2026 itibarıyla Türk sahipli filomuz, 2 bin 262 gemi ve 54,3 milyon detveyt ton kapasiteye ulaşarak dünya sıralamasında 11’inci sırada yer aldı.” dedi.

Türkiye’yi küresel ticaretin vazgeçilmez merkezi kılmak için bölgesel ve uluslararası iş birliklerini de kararlılıkla güçlendirdiklerini belirten Uraloğlu, “Günümüzde ulaştırma ağlarının çeşitlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur; biz bu zorunluluğu fırsata çeviriyoruz. Orta Koridor, Çin ve Orta Asya’yı Hazar üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya bağlayan en kritik güzergâh olması bakımından bu vizyonun en önemli ayaklarından biridir. Halkalı-Kapıkule Demiryolu Hattı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü demiryolu geçişi ve ülkemizde devam eden diğer demiryolu yatırımlarıyla bu koridorun taşıma kapasitesini güçlendirmeye devam ediyoruz.” dedi.

Türkiye’de Orta Koridor’a bağlantı sağlayan hatların uzunluğunun, mevcut, devam eden ve planlanan hatlar ile birlikte toplam 2 bin 156 kilometreye ulaştığını belirten Bakan Uraloğlu, “Bu kapsamda yapılan ve yapılacak yatırımların toplamı 47,1 milyar doları bulurken; 10 yıllık projeksiyonda üretim etkisinin 114 milyar doları, yıllık ortalama istihdam etkisinin ise 144 bin kişiyi bulmasını öngörüyoruz. Geçtiğimiz yıl 224 kilometrelik Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu’nun temelini attık. Bu hat; Orta Koridor’a stratejik bir güzergâh kazandıracak, Türk dünyasına açılan en kısa kapı olacak.” açıklamasında bulundu.

Doğu-Batı eksenindeki bu gücü, Kuzey-Güney yönünde tamamlayacak ana omurganın ise Kalkınma Yolu olduğunu anlatan Bakan Uraloğlu, “Özetle; Basra Körfezi’ni Irak’taki Fav Limanı’ndan başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni bir lojistik omurga oluşturuyoruz. Bu proje, özellikle Körfez ülkelerinden Avrupa’ya giden yükler için Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltacak stratejik bir alternatif sunmaktadır. Fav Limanı’ndan çıkıp ülkemiz üzerinden Avrupa’ya uzanan güzergâh sayesinde; 45 gün süren Ümit Burnu güzergâhına göre 20 gün, 35 gün süren Güney Koridoru’na göre ise 10 gün kısalarak yaklaşık 25 güne düşecektir.” şeklinde konuştu.

Kalkınma Yolu’nun, Asya-Körfez-Irak-Türkiye-Avrupa hattında yeni bir ticaret ve lojistik koridoru oluşturmayı hedeflediğini de söyleyen Uraloğlu, “Irak’ın ekonomik yeniden inşasını desteklerken Türkiye’nin doğu-batı ve kuzey-güney bağlantısallık ağlarındaki merkezi konumunu güçlendirme potansiyeli taşımaktadır. Bu yönüyle proje, yalnızca bir ulaştırma ve altyapı yatırımı değil, bölgesel güç dengelerini ve ekonomik ilişkileri yeniden şekillendirebilecek stratejik bir kaldıraç niteliğindedir. Proje, 2003 sonrasında güvenlik sorunları ve siyasi istikrarsızlıkla anılan Irak’ın kırılgan devletten bölgesel kavşak devlete dönüşme iddiasının somut araçlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, projenin hayata geçirilmesinin, Irak’ın petrol gelirlerine bağımlılığını azaltmasına, transit ticaretten ekonomik kazanç sağlamasına ve uluslararası sistemdeki jeopolitik önemini artırmasına katkıda bulunabileceğini söyledi. Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Irak açısından başarısı, yalnızca transit taşımacılıktan gelir elde edilmesiyle değil, koridor çevresinde sanayi, lojistik, tarım, ticaret, inşaat ve turizm faaliyetlerinin geliştirilmesiyle ölçülecektir. Bu nedenle ulaştırma altyapısının lojistik merkezler, üretim alanları ve özel ekonomik bölgelerle desteklenmesi, projenin yerel katma değer ve istihdam oluşturma kapasitesini güçlendirecektir. Projeyi yalnızca bir ulaşım hattı değil, lojistik merkezler, petrokimya tesisleri ve katma değerli üretimle desteklenen kapsamlı bir kalkınma projesi olarak görüyoruz. 28 Temmuz’da Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Sayın Ali ez-Zeydi’nin huzurlarında imzalanan mutabakatlar, bu vizyonu somutlaştırmıştır. Özellikle Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı üzerinden demiryolu ve karayolu taşımacılığına ilişkin mutabakat zaptı ile doğal kaynaklar karşılığında Irak Cumhuriyeti içerisinde ulaştırma altyapısının geliştirilmesine dair çerçeve mutabakat zaptı, iki ülke arasında İki Ülke Tek Koridor anlayışının en güçlü ifadesidir.”

Kalkınma Yolu’nun; demiryolu ve karayolunun ötesinde enerji nakil hatları, fiber optik altyapı, petrol ve doğal gaz boru hatlarıyla entegre, çok modlu bir lojistik ve ekonomik kalkınma hamlesi olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Orta Koridor ve mevcut enerji hatlarıyla bütünleşmesi, Türkiye’nin Avrasya bağlantısallık ağlarındaki konumunu pekiştirecektir. Proje aynı zamanda Türkiye ile Irak arasında bir tür ticari kader ortaklığı oluşturarak ikili ekonomik ilişkileri de derinleştirecektir.” diye konuştu.

Lojistik ve navlun maliyetlerinin azalmasınun Türk ihraç ürünlerinin Irak pazarındaki rekabet gücünü artırırken üçüncü ülkelere yönelik sevkiyatlarda da avantaj sağlayacağını ifade eden Uraloğlu, “Ayrıca tamamlandığında Güney Asya ve Uzak Doğu ülkeleri için Avrupa’nın kapısı olacak, Doğu Afrika’nın Irak üzerinden Avrupa’ya bağlanmasına katkı sağlayacak ve Hürmüz Boğazı’na güvenilir bir alternatif sunarak küresel ticaretin dayanıklılığını artıracaktır. Sadece ülkemiz açısından projenin 10 yıllık periyotta ekonomimize yaklaşık 55 milyar dolarlık katkı sağlamasını ve üretim ile lojistik merkezlerinin konumlandırılmasıyla her yıl yaklaşık 70 bin vatandaşımıza istihdam imkânı oluşturmasını öngörüyoruz.” dedi.

Kısa süre önce Suudi Arabistan ile imzalanan Hicaz Demiryolu işbirliği mutabakat zaptının da bu vizyonu güçlendirdiğini anlatan Uraloğlu, “Tarihi Hicaz Demiryolu’nu modern bir yaklaşımla canlandırarak Körfez’den Türkiye’ye ve oradan Avrupa’ya uzanan yeni bağlantılar kuruyoruz. Ülkemizde; Kapıkule-İstanbul-Eskişehir-İslahiye güzergâhındaki 1.681 kilometrelik hatla birlikte Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan kesimlerini de içeren toplam 2.511 kilometrelik bir bağlantıdan söz ediyoruz. Bu hat, Hürmüz Boğazı’na alternatif güvenli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir kara koridoru sunacak; enerji ürünleri dâhil stratejik yüklerin taşınmasına imkân tanıyacaktır.” dedi.

Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesinin, Orta Doğu’nun parçalanmış jeoekonomik yapısını yeniden bütünleştirme, Irak’ı bölgesel ticaretin kavşak noktalarından birine dönüştürme ve Türkiye’nin küresel bağlantısallık ağlarındaki konumunu güçlendirme potansiyeline sahip olduğunu belirtti.

Uraloğlu, “Bölgesel sahiplenmenin güçlendirilmesi, güvenlik risklerinin yönetilmesi, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve mevcut bağlantısallık girişimleriyle tamamlayıcılığın sağlanması; Kalkınma Yolu’nun bir ulaştırma koridorunun ötesine geçerek bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde rol oynayan kalıcı bir stratejik girişime dönüşmesini mümkün kılacaktır.” dedi.

Mobil sürümden çık