![]()
Gazeteci İlnur Çevik, Hürmüz Boğazı krizinin seyrini ve bölgesel gelişmeleri AA Analiz için kaleme aldı.
Ne İran füzeleri, ne de güçlü İran Devrim Muhafızları, 2026 şubat ayında başlayan ABD/İsrail-İran savaşında bunların hiçbiri Tahran rejiminin Batıya karşı kullandığı Hürmüz Boğazı kartı kadar güçlü ve etkili olmadı. Çünkü Hürmüz’ü kontrol eden dünya petrol akışının yüzde 20'si üzerinde söz sahibi oluyor ve bunu etkili bir silah olarak kullanıyordu. Hürmüz bloke edildiği zaman bilhassa Asya pazarlarına giden petrol akışı ciddi şekilde engellendi. Dünyada genel arz azaldığı için akaryakıt fiyatları fırladı ve ekonomiler olumsuz etkilendi.
ABD/İsrail-İran Savaşı şubat ayında başladığında ABD Başkanı Donald Trump savaşın birkaç hafta içinde biteceğini söyledi. ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırılarına devlet yetkililerini öldürerek başladı. Ardından İran’ın nükleer tesislerini ve kritik altyapılarını hedef alarak ülkenin ekonomik sistemini felce uğratmaya çalıştı. Amerikalılar, İran ekonomisinin çökmesi ve yönetimin başsız kalmasının halk ayaklanmasını tetikleyeceğini umuyordu. Ancak bekledikleri olmadı; İran halkı ayaklanmadı ve İran yönetimi de tahmin edilenden daha dirençli çıktı. İran, süpersonik füzelerle İsrail’i ve ABD’nin Orta Doğu’daki askerî üslerini hedef aldı ve bu saldırılarda karşı tarafa ağır kayıplar verdirdi. Böylece başlayan savaş, karşılıklı saldırılarla günümüze kadar devam etti.
İran ilerleyen süreçte Hürmüz Boğazı kartını kullanarak bilhassa Asya ülkelerine akaryakıt akışını durdurdu. Normal şartlarda Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınıyordu. Bu miktar, dünya genelindeki petrol tüketiminin ve arzının yaklaşık yüzde 20’sine, deniz yoluyla gerçekleştirilen petrol ticaretinin ise yaklaşık dörtte birine karşılık geliyordu. Petrol akışının olumsuz etkilenmesi dünya petrol fiyatlarını ciddi şekilde artırdı ve bugün bir varil petrolün değeri 100 Amerikan doları civarına ulaştı. Bu da küresel akaryakıt fiyatlarını artırdı. Ulaşım fiyatları arttığı gibi gıda fiyatları da oldukça olumsuz etkilendi.
Yüksek petrol fiyatları Kasım ayında Kongre ara seçimlerine gidecek olan ABD yönetimini de sıkıntıya soktu. Akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlar, seçim öncesinde ulaşım ve tarım maliyetlerini artırarak ekonomiyi olumsuz etkiledi. ABD’de yükselen enerji fiyatlarının siyasi faturası da Trump yönetimine çıkarıldı.
Savaşın ABD’ye şu ana kadarki maliyetinin 40 milyar doları aştığı belirtiliyor. Artan savaş harcamaları ve enerji maliyetleri, Amerikan seçmeninin de dikkatinden kaçmıyor ve iktidardaki Cumhuriyetçileri siyasi açıdan zor durumda bırakıyor.
Hürmüz düğümünü çözmek için ABD ciddi bir çaba gösterdi ve askeri tedbirler alarak bölgede İran’a karşı abluka uyguladı. Abluka netice verdi ve Körfez petrolü yeniden küresel piyasalara taşınmaya başlandı. Son dönem verilerine göre, petrol akışı savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 65-70'ine yani günlük ortalama 11-13 milyon varil seviyelerine ulaştı.
Buna karşılık, uygulanan abluka nedeniyle İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihraç etmesi büyük ölçüde engellendi. Öte yandan ülkede ciddi akaryakıt sıkıntısı ortaya çıkarken acil durum yakıt rezervleri de kritik seviyelere geriledi. Petrol ihracatındaki aksama ve enerji kaynaklarına erişimde yaşanan sorunların İran ekonomisini ağır biçimde sarstığı belirtiliyor. Ancak tüm bu baskılara rağmen İran yönetimi henüz teslim olmuş değil. Aksine yönetim saldırı siyasetini artırma eğilimi gösteriyorlar.
ABD’nin Hürmüz Boğazı çevresindeki askerî varlığını artırmasına rağmen İran, bölgedeki tankerlere sınırlı da olsa insansız hava araçları (İHA) saldırıları düzenlemeyi sürdürüyor. Ancak Tahran yönetiminin asıl hedefinin, bölgedeki vekil güçlerini harekete geçirerek çatışmayı daha geniş bir alana yaymak ve böylece ABD ile Körfez ülkeleri üzerindeki askerî, siyasi ve ekonomik baskıyı artırmak olduğu değerlendiriliyor.
Husilerin Suudi Arabistan’daki akaryakıt tesislerine yönelik saldırıları, bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Yemen’de çatışmaları yeniden alevlendiren Husiler, Kızıldeniz ile Süveyş Kanalı arasındaki deniz ticareti açısından kritik öneme sahip olan ayrıca Babulmendeb Boğazı çevresinde de etkinliklerini artırmaya çalışıyorlar. Husiler bazı liman bölgelerini ele geçirmeyi başardı, ancak Yemen hükümetine bağlı güçler karşı saldırıya geçerek bu bölgeleri yeniden kontrol altına aldı.
Husiler, bölgedeki Suudi petrol tankerlerine yönelik saldırılar da düzenliyor. Bu saldırılar, Babulmendeb Boğazı üzerinden Asya’ya yapılan petrol sevkiyatını ciddi ölçüde aksattı. Verilen rakamlara göre, bu güzergâhtan gerçekleştirilen günlük petrol ihracatı haziran ayında 3,4 milyon varilken eylül ayında 700 bin varile kadar geriledi.
Bölgede gerilim artarken Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, ortak savunma anlaşmasını kurumsallaştırmak ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini desteklemek üzere işbirliğini artırma kararı aldı. Pakistan’ın Suudi Arabistan’a asker göndermesi gündeme gelirken Türkiye’nin sağlayacağı askerî desteğin kapsamı ise henüz netleşmedi.
Bunun yanı sıra Türkiye, Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan uluslararası deniz gücüne katılmayı kabul etti. Bu gücün amacı, Kızıldeniz, Babulmendeb Boğazı ve Aden Körfezi’nde ticari gemilerin güvenli seyrüseferini sağlamak ve uluslararası deniz ticaretinin kesintisiz sürmesine katkıda bulunmak olacak.
Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırıları ise Türkiye’nin bölgedeki güvenlik denklemindeki konumunu daha da önemli hâle getirdi. Bu noktada İran ile Türkiye arasındaki diplomatik diyalog önemli hale geliyor. İran’ın Husileri saldırılara teşvik etmek yerine gerilimi azaltmaları yönünde etkilemesi, bölgesel istikrarın korunması açısından önem taşıyabilir.
[İlnur Çevik, Gazeteci, Dış İlişkiler Uzmanı, Cumhurbaşkanı Eski Başdanışmanı, Eski Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.
