
2011 yılında Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırma, insanların gelecekte gerçekleşecek rastgele olayları önceden sezebildiğini öne sürdü. Profesör Daryl Bem imzalı çalışma, 9 farklı deney ve 1.000’den fazla katılımcı üzerinden elde edilen sonuçlara dayanıyordu.
“Feeling the Future” adlı araştırmada katılımcılardan, bilgisayar ekranında daha sonra gösterilecek görselleri önceden tahmin etmeleri istendi. Sonuçlarda doğru tahmin oranının, şans düzeyi kabul edilen %50’nin hafif üzerinde olduğu görüldü.
Makalenin yayımlanmasının ardından farklı araştırmacılar Bem’in deneylerini yeniden gerçekleştirmeye başladı. Ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan tekrar çalışmalarında ilk araştırmadaki sonuçlar yeniden elde edilemedi.
Bilimsel bulguların farklı laboratuvarlarda benzer koşullarda tekrarlanabilmesi, sonuçların değerlendirilmesinde temel ölçütlerden biri olarak ele alındı. Bem’in deneylerinde ortaya çıkan etkinin bağımsız araştırmalarda yeniden gösterilememesi, çalışmanın sonuçlarının sorgulanmasına yol açtı.
Araştırmanın istatistiksel analizleri de incelemeye alındı. Değerlendirmelerde, araştırmacıların istenen sonuca ulaşana kadar veriler üzerinde farklı analiz yöntemleri uygulaması anlamında kullanılan p-hacking ihtimali üzerinde duruldu. Bunun hatalı pozitif sonuçlar oluşturabileceği aktarıldı.
“Feeling the Future” çalışması böylece geleceği görmenin kanıtı olarak kabul edilmek yerine, psikolojide bilimsel çalışmaların tekrarlanabilirliği üzerine yürütülen tartışmalarla ilişkilendirildi. Bu süreç “Tekrarlanabilirlik Krizi” (Replication Crisis) olarak adlandırılan dönemin öne çıkan örneklerinden biri haline geldi.
Tartışmaların ardından akademik araştırmalardaki deney standartları ve kullanılan istatistiksel yöntemler daha sıkı biçimde ele alınmaya başladı. Bem’in çalışmasıyla gündeme gelen sonuçlar ise bağımsız araştırmalarda doğrulanamadığı için insan beyninin gelecekteki rastgele olayları önceden sezebildiğini kanıtlayan bir bulgu olarak yerleşmedi.
