Site icon Milliyetçi Medya

Erdoğan’dan fon açıklamaları: Sorumlu olan kim varsa hesap sorulacak

Erdoğan’dan fon açıklamaları: Sorumlu olan kim varsa hesap sorulacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta gazetecilerin sorularını yanıtlarken özetle şunları söyledi:

PİYASANIN TAMAMINA DAİR BİR SORUN DEĞİL

“(455 bin yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren fon soruşturması) Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan söz ediyoruz. Yani ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusudur. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk borsasına yapılmış bir haksızlık olur. Sermaye piyasası ilkeleri ve hukuk çerçevesinde gerekli her türlü adım atılıyor ve atılacak. İlgili kurumlarımız meselenin üzerine kararlılıkla gidiyor. Yargımız aynı şekilde kapsamlı bir soruşturma başlattı; bazı gözaltılar ve tutuklamalar oldu. Şunun bilinmesini isterim: Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır. Bu konuda en küçük bir tereddüt olmamalıdır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur. Tabii, sürecin, sermaye piyasalarının yapısı gereği hem şeffaf hem de son derece hassas yürütülmesi önemlidir. Bizim de talimatımız bu yöndedir. Ayrıca benzer bir problemin tekrar yaşanmaması için hukuki ve idari düzenlemeler dahil, hangi tedbirlere ihtiyaç duyuluyorsa, bunların da hayata geçirilmesini sağlayacağız.

(BM Genel Kurulu’na hitabı) Hitabımızda ülkemizin çok taraflılığa olan desteğini vurgularken, coğrafyamızda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi paylaştık. Beş maddede daha kapsayıcı, daha adil ve etkili bir küresel sisteme duyulan ihtiyacın altını çizdik. Gazzeli kardeşlerimize yönelik zulmü bir kez daha insanlığın gündemine taşıdık. Maruz kaldığımız tehditlerle mücadelede bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımımızı anlattım. Aynı gün Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini bir araya getiren toplantıya Sayın Trump’ın daveti üzerine iştirak ettim. Bu toplantıda da Orta Doğu’ya güvenlik ve istikrarın getirilmesi noktasında görüş ve önerilerimizi ifade ettik. Bu yılki Genel Kurul görüşmelerinde iklim eylemi ve adil geçiş konusunun da öne çıktığını görüyoruz. Malumunuz, Türkiye olarak İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağız. Dünyanın dört bir yanından 100 bin katılımcıyı Antalya’da misafir edeceğiz. Genel Kurul konuşmamızda, eşim Emine Erdoğan’ın girişimleriyle başlattığımız Sıfır Atık Hareketi ile özellikle gıda israfının önlenmesi alanlarında ülkemizin yürüttüğü kapsamlı projeleri de paylaştım.

(Bloomberg’de yayınlanan makalede Birleşmiş Milletler’in reforma ihtiyaç duyduğunu ve 5 ülkenin veto imtiyazının kaldırılmasını istemesi) Her şeyden önce bugün 190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler’den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye’nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika’nın, Asya’nın, Latin Amerika’nın, İslam dünyasının, Avrupa’nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir. Bunun için diyoruz ki; veto mekanizması kaldırılsın; sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul’u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var.

 DİMDİK BİR DURUŞTAYIZ

(16. konuşmanızı yaptınız. İlk konuşmanızdan bugüne kadar olan uzun yolculuğu nasıl değerlendirirsiniz)  Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz. Suriye’de, Irak’ta, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda, Afrika’da, Myanmar’da ve son olarak Gazze’de yaşananlar benim dile getirdiğim gerçeği tekrar tekrar gösterdi. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın temelleri o yıllarda atıldı. Bölgemizdeki birçok mesele o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdü, kıvılcımlar adeta yangına döndü. O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas’ın üst üste iki yıl Birleşmiş Milletler’de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablodur. Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir.”

MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI: TAHRİKLERE KAPILMAYIZ

“(Mekke Savunma İttifakı ile ilgili daha yolun başında çeşitli sınamalar söz konusu)

Mekke Savunma Anlaşması doğru yolda atılmış güçlü bir adımdır. Bu kadar zorlu bir coğrafyada böylesine önemli bir girişim yapıyorsanız bazı sınamalarla karşılaşmanız sürpriz değildir. Yeni bir şey söylerseniz, yeni bir irade ortaya koyarsanız, elbette bundan rahatsız olanlar çıkacaktır. Biz, dün kurulmuş bir devlet değiliz; tahriklere gelmeyecek, tuzağa düşmeyecek kadar tecrübeli bir devletiz. Kurumsallaşma çalışmalarının tamamlanmasıyla yolumuzda daha güçlü ilerleyeceğimizden şüphem yok. Bölgenin sorunlarına bölge kaynaklı çözümler üretecek bir zeminin temelleri atılmıştır. Dışarıdan gelip bölgemize güvenlik reçetesi yazanların çoğu zaman geride daha fazla istikrarsızlık bıraktığını hep birlikte gördük. Diktiğimiz bu fidan, kısa sürede boy verecek ve bir çınara dönüşecektir. Biz ülkemize ve milletimize güveniyoruz, kardeşlerimize güveniyoruz.”

YUNANİSTAN’IN DÜŞMANI DEĞİL KOMŞUSUYUZ

(Yunanistan’da seçimlere az süre kala Atina’dan gelen açıklamalar) Yunanistan’ın ya da başka komşularımızın iç siyasetiyle bizim zaten ilgilenmek gibi bir derdimiz yok. Yunanistan’da seçim olur, hükümet değişir, muhalefet değişir; bunlar bizim meselemiz değil. Bizim meselemiz Türkiye’nin hakları, güvenliği, Ege ve Doğu Akdeniz’de sulhu sükunun korunmasıdır. Şunu bir defa çok net söylemek isterim; Türkiye Yunanistan’ın düşmanı değildir, komşusudur, NATO şemsiyesi altında müttefikidir. İki ülke ilişkileri seçim malzemesi yapılmayacak kadar nazik ve mühimdir. Söz konusu tartışmalara bu zaviyeden bakıyoruz. Biz kendi gündemimize odaklandık, şimdi de kendi işimizle ilgileniyoruz.

GAZZE’DE İSRAİL BARIŞI BALTALIYOR  

(Körfez ülkeleriyle, ABD Başkanı Donald Trump’ın da katıldığı toplantı) Gazze’de akan kanı durdurmadan, ateşkesi kalıcı hale getirmeden ve Filistinlilerin kendi topraklarında onurlu bir geleceğe sahip olmasını sağlamadan Orta Doğu’ya kalıcı barış gelmeyecektir. Barış planı çerçevesinde oluşan irade önemlidir ve kıymetlidir. Gazze’de kalıcı barış, huzur ve istikrar için Hamas dahil neredeyse herkes, olumlu adımlar atmış ve çözüm isteklerini ortaya koymuştur. Fakat İsrail, saldırganlığını sürdürmekte, barışı baltalamaktadır. İsrail’e, başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, bu plana uymak zorunda olduğunu öğretmelidir. Sadece “Gazze’de savaş dursun” demek yetmiyor. Savaşın yeniden başlamasını engelleyecek mekanizmaları kurmamız, Gazze’nin imarını hızlandırmamız ve Filistinlilerin siyasi geleceğini güvence altına almamız gerekiyor. Gazze’deki insani felaket, dünya gözlerini kaçırsa da orada duruyor. Yıkıntılar arasında hayatta kalma mücadelesi veren insanlardan söz ediyorum. Üstelik bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl değil, yıllardır böyle bir durum var. Bu insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren bir meseledir.

TRUMP’LA İLİŞKİMİZ İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNE İVME KAZANDIRDI

(ABD Başkanı Trump’la görüşme) Sayın Trump ile NATO’da da görüşmüştük. Kendisi Türkiye’nin F-35 programına dönüşü konusunda olumlu bir irade ortaya koydu. Biz de bu iradenin artık somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Bu konuda temaslarımızı sürdürüyoruz. Netice alacağımıza inanıyorum. Sayın Trump ile ikili ilişkimiz Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerine de ivme kazandırdı. İki ülke arasındaki işbirliği, bir önceki yönetim dönemine nazaran bir hayli mesafe almış durumda. İnanıyorum ki, burada da durmayacak ve daha ileri hedeflere ulaşacağız. Tabii bizim için önemli olan yerli savunma sanayimiz. Bu bizim için çok çok önemli. KAAN başta olmak üzere kendi savaş uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi ve savunma sanayi kabiliyetlerimizi üretmek istiyoruz. Bu arada işte İngiltere Başbakanı ile de görüşmemizi yaptık. Onlarla da Eurofighter konusundaki adımlarımız, çalışmamız devam ediyor. Türkiye’nin güvenliği, savunma ihtiyaçları ve stratejik hedefleri var. Hedeflerimiz için çalışacak, geri adım inşallah atmayacağız.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜREÇ İLERLİYOR

(Terörsüz Türkiye’de gelinen son durum) Terörsüz Türkiye bizim için malum günübirlik bir mesele değil. Bu, Türkiye’nin yaklaşık yarım asırlık bir sorundan kurtulması meselesidir. Bildiğiniz gibi yasal çerçeveyi Türkiye Büyük Millet Meclisi ortaya koydu. İlgili mekanizmalar kuruldu, kuruluyor. İlgili kurumlarımız sahada ve gerekli takipleri yapıyorlar. Çerçeve yasanın uygulanabilmesi için örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye sürecinin tamamlanması gerekir. Bunun nasıl tespit ve teyit edileceği de bellidir. Süreç ilgili birimlerimizin kontrolünde adım adım ilerliyor. Meclisimiz de yasada tanımlanmış çerçevede sürece katkı verecek ve Türkiye, inşallah, birlik ve beraberlik içinde terör defterini kapatacaktır. Buna takoz koymaya çalışanlar kuşkusuz vardır. Terör endüstrisinin paydaşları bu defterlerin kapanmasını tabii ki istemiyor. Ama biz bunlara bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak, devlet olarak bu konuda kararlıyız. Hasılı kelam, bize yansıyan bir sorun yok. Süreç ilerliyor ve inşallah neticeye de uzak olmayan bir zamanda ulaşacağız.

SİNCAR’DA ARTIK IRAK HÜKÜMETİ HÂKİM OLACAK

(Irak’la ilişkiler) Biliyorsunuz Sayın Başbakan Ali Zeydi ilk ziyaretini Ankara’ya yaptı. Yeni döneme iyi başladık diyebilirim. İki ülke ilişkilerini geliştireceğimize ve birlikte kazanacağımıza inanıyorum. Nitekim bugün Türkevi’nde Sayın Ali Zeydi ve arkadaşlarıyla yine bir görüşmemiz oldu. Bildiğiniz gibi PKK’nın uzun süredir Irak’ta yerleştiği Sincar bölgesinde artık Irak hükümetinin otoritesi hakim olacak. Bugün Irak makamlarıyla bölge terörden arındırıldıktan sonra kontrolünün nasıl olacağını istişare ettik. Ayrıca Başika’nın devri konusunu ele aldık. Komşumuz Irak ile artık terör konularını değil, Kalkınma Yolu’nu, karşılıklı ticaret hacmimizi artırmayı, istikrarı, huzuru ve refahı daha fazla konuşmak istiyoruz. Süreç olumlu ilerliyor.

IRAK’LA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan’ın Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi New York’ta kabulünde, tarafların güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldığı bildirildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, kabulün ardından “Türkiye-Irak ortak basın açıklaması”nı paylaştı. Buna göre, Türkiye ve Irak makamlarının iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri tüm yönleriyle ele aldıkları görüşmelerde, taraflar güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı. Bu çerçevede Sincar’da devlet otoritesinin bütünüyle tesisi ve yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi konusunda anlaşıldı. Irak’ın bu güvenlik uygulamalarında kaydettiği ilerleme çerçevesinde, kararlaştırılan mekanizma ve zaman çizelgesi doğrultusunda, Türk kuvvetleri Başika-Zilkan yerleşkesini Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak teslim edecek. Taraflar ayrıca, ikili ticaret ve yatırım hacminin genişletilmesi, imzalanan anlaşmaların derhal uygulamaya konulması ve başta Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere ortak stratejik projelerin hızlandırılması hususlarında görüş birliğine vardı.

ENTEGRASYONA ‘EVET’ ASİMİLASYONA ‘HAYIR’ 

– CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, ABD’deki programları kapsamında son olarak Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC), Uluslararası Demokratlar Birliği (UID), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ve ABD Müslüman Kuruluşlar Konseyi (USCMO) tarafından Gotham Hall’da düzenlenen etkinliğe katıldı. Buluşmayı hem katılımcıların ABD’deki çalışmalarına tanıklık etmek hem de ortak meseleleri istişare etmek bakımından kıymetli bulduğunu belirten Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti: “Biz hangi görüşe sahip olursa olsun ihanet çukuruna düşmediği sürece tüm vatandaşlarımızın başarılarıyla iftihar ediyoruz. Yaşadıkları her yerde Türkiye’nin sesini, birikimini ve değerlerini en güzel şekilde temsil eden, ülkemizle Amerika arasındaki dostluğun güçlenmesi için emek veren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sizler ortaya koyduğunuz başarılarla, kurduğunuz dostluklarla, içinde yaşadığınız topluma yaptığınız katkılarla Türkiye’nin tabii elçilerisiniz. Günümüzde bireylerin kendilerini birden fazla ülkeye ait hissetmeleri gayet doğaldır. Burada esas itiraz edilmesi gereken bir göçmenin yaşadığı topluma entegre olabilmesi için ondan köklerini inkar etmesini beklemektir. Biz ise entegrasyona 'evet', asimilasyonun her çeşidine 'hayır' diyoruz.” -AA

PASTANEDE TÜRKLERLE SOHBET

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, ABD ziyaretinin son gününde New York’ta vatandaşlarla bir araya geldi. BM İklim Zirvesi toplantısındaki konuşmasının ardından BM Genel Merkezi’nden yürüyerek ayrılan Erdoğan, Türkevi’nin karşısında bulunan Türklere ait pastaneyi ziyaret etti. Erdoğan, pastanenin sahibi ve içeride bulunanlarla sohbet etti.

Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.

Exit mobile version