Site simgesi Milliyetçi Medya

Erdoğan, Türkiye’nin geleceğini inşa ederken…

Erdoğan, Türkiye’nin geleceğini inşa ederken...

Türkiye her masada var. Sadece son birkaç güne bakalım.
İstanbul'da İtalya'nın da katılımıyla Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları bir araya geliyor. Onlar çıkıyor; İngiltere, Almanya ve Fransa dışişleri bakanları toplanıyor.
MİT Müsteşarı, Türkiye'nin Mekke İttifakı'ndan ortaklarıyla birlikte Tahran'dayken, aynı saatlerde Kara Kuvvetleri Komutanı, Doğu Akdeniz'de Libya ile varılan deniz yetki alanları mutabakatına Mısır'ı da dâhil etmek için Kahire'de görüşmeler yapıyor.
10 bin kilometre ötedeki Kanada'nın başbakanı bile Ankara'ya gelip Türkiye ile ittifak anlaşması imzalıyor.
Baş döndürücü bir trafik.
Kuşkusuz bugünden yarına ortaya çıkmış bir tablodan bahsetmiyoruz.
Özellikle son 5-6 yıldaki küresel konjonktür Türkiye'nin konumunu öne çıkardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu süreci iyi değerlendirdi ve Türkiye'yi "uzlaşılması gereken bir güç" pozisyonuna taşıdı.
Hâliyle Erdoğan'ın söz konusu dış politika perspektifi, içerideki ve dışarıdaki rakipleri tarafından aşılması gereken ilk engel olarak algılanıyor.
Ne yapsınlar; ilk kez bir ABD Başkanı'nın, kurmaylarına "Türkiye ile sorun istemiyorum" minvalinde net talimatlar verdiğine şahit oluyoruz.
ABD basınındaki analizlerin yanı sıra John Bolton'un anılarında somut örneklerle desteklenen bu iddiayı Aslı Aydıntaşbaş şöyle anlatmıştı:
"Trump, Erdoğan'ı çok özel bir lider olarak görüyor ve kendi ekibine şunu söylemiş: 'Erdoğan ne istiyorsa karşılayın, Türkiye ile ilişkilerde bana sorun yaratmayın, Türkiye ne istiyorsa verin."
Suriye'den Doğu Akdeniz'de Yunanistan'la yaşadığımız sorunlara kadar pek çok alanda ABD'nin Türkiye'nin politikalarına köstek olan eski tutumunun değişmesi bunun göstergesi.
Cumhurbaşkanı'nın, her dönem adeta sicim üstünde ilerleyen Türkiye-Rusya ilişkilerindeki performansı da benzersiz.
ABD ve Batı'yla temaslarının, Rusya Lideri Putin'le diyaloğuna zarar vermesine müsaade etmiyor. Bir yandan Ukrayna'daki arabulucu rolünü üstleniyor, tahıl koridoru gibi konularda BM'nin imdadına yetişiyor… Diğer yandan Batı'nın Rusya'ya karşı yaptırımlarına ortak olmayarak, nükleer santral projesi gibi konularda işbirliğini sürdürüp komşusuyla ilişkilerini koruyor. Bu sayede yakın zamana kadar Rusya'nın etkin olduğu Suriye'deki ve Irak'taki değişim sancısız kotarılıyor.
AB ise Trump ABD'sinin Avrupa politikasını değiştirmesiyle ortaya çıkan güvenlik açığından ötürü Türkiye ile ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalıyor.
Ankara'nın bölgedeki ana rakibi İsrail'in Başbakanı Netanyahu'nun "Trump'la Türkiye konusunda anlaşamıyoruz" diye yakınması, Yunanistan'ın Libya- Türkiye anlaşmasında ABD'den istediği desteği görememesi üzerine Miçotakis'in sitemi boşuna değil.
Türkiye içindeki ana muhalefetin Trump'ın gideceği günü sayması, Putin'den hoşlanmaması, Ege'deki Yunan tezlerini destekleyecek kadar savrulması da aynı sebeplerin sonucu.
Gezi'de, 15 Temmuz'da olduğu gibi, sokakta Türkiye'nin içişlerine burnunu sokan ABD müesses nizamının kuruluş ayarlarına dönmesi rüyalarını süslüyor.
Yalnızca Yeni Parti çevresinden bahsetmiyorum.
AK Parti tabanının diliyle konuşup muhalefete oy devşirmeye çalışanlar da aynı hedefi nişan alıyorlar. Ilımlısıyla, radikal takılanıyla "İslamcılarımız" Suriye'yi iç savaşa sürükleyen, PKK'nın- YPG'nin arkasında kaya gibi duran, Gazze soykırımı başladığında iktidarda olan Demokratlar geri dönse, Azerbaycan'la köprüler atılsa rahat bir soluk alacaklar.
İktidar çevrelerinden kişisel hırslarının peşine düşüp Erdoğan'a yük olanlar da cabası.
Erdoğan'ı gerileteceğiz derken Türkiye'nin dış politika çıkarlarına zarar vermeyi göze aldıkları için hep beraber kaybetmeye mahkûmlar.
Başka bir muhalefet formülü bulamadıkça, Sırbistan ve Brezilya gibi, Türkiye'ye hiçbir açıdan benzemeyen ülkelerdeki seçim zaferleriyle teselli bulacaklar.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Mobil sürümden çık