![]()
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfından (SETA) araştırmacı Büşra Zeynep Özdemir, dizel arzındaki küresel daralmanın enerji güvenliği ve iklim politikaları üzerindeki etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
Küresel ekonominin "işçi yakıtı" olarak bilinen dizel, 2026 sonbaharında enerji krizinin tam merkezine yerleşti. ABD'de motorinin galon fiyatı, eylül sonunda ortalama 6,5 dolarla tarihi zirveye çıktı. Bir yıl önce yaklaşık 3,7 dolar olan dizelin pek çok istasyonda tükenmesiyle eyaletlerde olağanüstü hal ilan edildi. Fransa'da 21 Eylül'de çok sayıda istasyon akaryakıt veremiyordu. Filipinler'den Etiyopya'ya, Slovenya'ya hükümetler, satış sınırı, kısaltılmış çalışma günleri gibi acil durum önlemlerine başvurdu.
Bu tablo tek bir şokun değil, üst üste binen iki arz kırılmasının sonucu: 2022'de Rusya-Ukrayna Savaşı'yla başlayan arz sıkıntısı 28 Şubat 2026'da ABD/İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte tarihi bir boyuta ulaştı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tabloyu petrol piyasası tarihindeki en büyük arz sorunu olarak tanımladı.
Gelinen noktada, Türkiye'nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım'da Antalya'da toplanacak olan COP31 öncesinde kritik soru şu: arz güvenliği iklim hedeflerini geri plana mı itiyor? Kısa vadede cevap, "evet". Ancak yapısal olarak incelendiğinde krizin iklim gündemini rafa kaldırmaktan çok onu yeniden tanımladığı görülüyor.
Ukrayna'nın insansız hava araçları (İHA) bu yıl Rus rafinerilerini ortalama üç günde bir vurdu. Bunun sonucunda Rusya'nın dizel üretimi yüzde 30 geriledi. Ürettiği dizelin yarısını ihraç eden Kremlin Temmuz’da tarihinde ilk kez üreticilere ihracat yasağı getirdi ve yasağı Ekim sonuna dek uzattı. Haziran'da Rusya topraklarının yaklaşık yüzde 90'ın da akaryakıt sıkıntısı yaşandı. IEA'ya göre Orta Doğu ve Rusya'nın dizel ihracatı Ağustos'ta yıllık bazda yüzde 75 azaldı. Küresel petrol stokları da savaşın başından bu yana 507 milyon varil eridi.
Hürmüz'de ise belirsizlik sürüyor. Küresel petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği Boğaz da trafik 8 Nisan ateşkesine rağmen normale dönmedi, Temmuz'da ateşkes bozuldu, Ağustos'ta Orta Doğu çıkışlı tankerler yeniden saldırıya uğradı. İran'ın Eylül ayında boğazı bir hafta içinde açabileceğini söylemesi yalnızca kısa süreli bir rahatlama sağladı. IEA, ABD-İran müzakerelerindeki tıkanıklık nedeniyle akışların normalleşmesinin gelecek yıla sarkabileceğine dair uyardı.
Avrupa için ise son darbe Suudi Arabistan'dan geldi. Hürmüz'ü devre dışı bırakarak Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı'na günde yaklaşık 4 milyon varil taşıyan Doğu-Batı Boru Hattı 11 Eylül'de pompa istasyonlarını hedef alan İHA saldırılarının ardından kapatıldı. Yanbu yüklemeleri durdu, bazı Avrupalı rafinerilerin kargoları iptal edildi ya da ertelendi. Bazılarına da Ekim'de Suudi petrolü gelmeyeceği bildirildi. Çok sayıdaki şirket açığı kapatmak için ek alımlar yapmak zorunda kaldı.
Hat 22 Eylül'de açıldı, düşük kapasiteyle yeniden faaliyete başlayan hattın tam kapasiteye dönmesinin ise en az 6-8 hafta sürebileceği belirtiliyor. Avrupa rafinerilerinin orta-ağır Suudi ham petrolüne göre yapılandırılmasından ötürü bu varillerin yerini doldurmak zor ve pahalı. Dizel ithalatının yüzde 18'ini Orta Doğu'dan karşılayan Avrupa Birliği (AB) için bu, kış öncesinde ciddi bir kırılganlığa işaret ediyor. Üstelik ABD'nin dizel ihracatını yasaklamasının Avrupa'da dizel fiyatlarını yüzde 50'den fazla artırabileceği düşünülüyor.
Hükümetlerin krize yanıtlarının ortak paydası çevre standartlarının gevşetilmesi planlamaları: ABD'de Teksas, Louisiana, Missouri ve Alabama tarım makineleri için ayrılmış olan vergisiz, kırmızı boyalı motorinin karayolunda kullanımına izin verdi. Teksas ayrıca düşük kükürtlü dizel zorunluluğunun kaldırılmasını talep etti.
Avrupa'da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Avrupa Komisyonuna yazdığı mektupta yoğunluk ve kükürt giderme gibi yakıt kalite kurallarının esnetilmesini talep ederken bunun rafineri çıktısını yüzde 5-20 arasında artırabileceğini savundu. Mektupta ayrıca metan gazı düzenlemesinin de ertelenmesi önerildi.
Tablonun bir başka yüzü daha var, biyoyakıtlar. Macron, biyodizel oranının yüzde 7'den yüzde 10'a çıkarılmasını önerirken ABD yaz boyunca yüzde 15 oranında etanol içeren benzine ülke çapında izin verdi. Kriz, ithal fosil yakıtların yerine konabilecek her yerli molekülü değerli kılıyor.
Kısa vadeli tablo iç açıcı değil. IEA'ya göre kömür arzına yatırım bu yıl 180 milyar dolar ile 2012'den bu yana zirveye çıkmış durumda. Hindistan, Bangladeş ve Pakistan gibi ülkeler kömüre yönelirken, Güney Kore ve Japonya kömürden elektrik üretimini artırdı. İtalya ve Almanya'nın aralarında bulunduğu bazı ülkeler de kömürden çıkış takvimini gözden geçirmeyi düşünüyor.
Buna karşılık sermayenin akış yönü ise farklı bir duruma işaret ediyor. 2026’da küresel enerji yatırımlarının 2,2 trilyon dolarının temiz enerji, akıllı şebekeler, verimlilik teknolojilerine, 1,2 trilyon dolarının ise fosil yakıtlara aktarıldığı ifade ediliyor. Petrol arzı yatırımı yüksek fiyatlara rağmen üst üste üçüncü yıl geriliyor. 2026’da devreye giren yeni santrallerin yaklaşık yüzde 80’i yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanıyor. Dizel krizinin dersi de bu, eğer ağır taşımacılık ve tarım planlı bir şekilde dönüştürülmezse dönüşüm fiyat şokları ve jeopolitik krizler baskısıyla zorla gerçekleşiyor.
Bu kriz ortamında Türkiye hem enerji ithalatçısı hem de COP31 ev sahibi ülke kimliğini taşıyor. Uzunca bir süredir motorin ithalatının önemli bir kısmını 2025'te yüzde 85'ini Rusya'dan karşılayan Türkiye Kremlin'in ihracat yasağının ardından Ağustos'ta Hindistan ve ABD'den alım yaparak tedarikini hızla çeşitlendirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı elektrikli araçların karayollarındaki 5,5 milyon dizel yakıtlı otomobilin yarısının bile yerini almasıyla ithalatın büyük ölçüde azaltılabileceğini öngörüyor.
COP31 Başkanlığının Eylül’de açıkladığı "35 by 35" taahhüdü 2035'e dek elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını yüzde 35'e çıkarmayı hedefliyor. IEA'ya göre bu hedefe ulaşılması ithalatçı ülkelerin yıllık enerji faturasında 400 milyar dolarlık bir gerilemeyi beraberinde getirebilir. COP31 iklim ve enerji güvenliğini rakip değil, tamamlayıcı hedefler olarak tanımlamak için kritik bir fırsat. Antalya'nın başarısı bu iki gündemi aynı masada buluşturabilmesiyle mümkün olacak.
[Büşra Zeynep Özdemir, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA) enerji çalışmaları araştırmacısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.
