![]()
Çin Dışişleri Üniversitesinde misafir öğretim üyesi ve Policy Center for the New South'ta kıdemli araştırmacı Marcus Vinicius de Freitas, 4 Ekim'de düzenlenen Brezilya genel seçim sonuçlarının ülkenin geleceği için ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
Brezilya seçmenleri, ne Brasília'nın ne de yabancı başkentlerin görmezden gelemeyeceği bir uyarıda bulundu. Senatör Flavio Bolsonaro'nun mevcut Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva karşısında ilk turda elde ettiği üstünlük, yaşam maliyeti, güvensizlik, borçlar ve kurumlarla, özellikle de Yüksek Mahkeme ile ilgili hayal kırıklığını yansıtıyor. Kampanyada yabancı destekler yer alsa dahi Brezilya halkının memnuniyetsizliği de ortada. Sonuçta ülkenin egemenliğini savunmak yönetimdeki aksaklıkları mazur göstermiyor.
Lula'nın en zorlu rakibi bizzat kendi icraatlarıdır. Kısa bir kesinti haricinde 2003'ten bu yana yaklaşık 16 yıl boyunca devlet başkanlığı görevini elinde tuttu. Lula, kendi yönetiminde varlığını sürdüren sorunlara çözüm olarak yine kendini sunmaya uzun süre daha devam edemez. Lula'nın geçmişteki başarıları hala önemini korusa da siyasi hafıza bugünün faturasını ödeyemiyor. Asıl zorluk, seçmenleri, tanıdık bir liderliğin farklı bir gelecek yaratabileceğine ikna etmekte. Siyasi yorgunluk, yalnızca geçmişteki başarılar hatırlatarak aşılamaz.
Yine de ülke içindeki hayal kırıklığı, yabancı hükümetlere Brezilya'nın yönünü tayin etme hakkı tanımaz. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun videolu desteği, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin Bolsonaro'nun seçim kampanyası lansmanına katılması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın söz konusu adayı kabul etmesi, bu ülkelerin Brezilya siyasetine dair tercihlerini açıkça ortaya koyuyor. Bir devlet başkanının bir adayı kabul etmesi tek başına pek bir şey ifade etmez, nitekim Trump, Lula ile de görüşmüştü. Ancak Bolsonaro'ya yapılan tüm bu jestler bir araya geldiğinde, ülkeler arası diplomasinin hangi aşamada siyasi himayeye dönüşeceğine dair soru işaretleri ortaya çıkıyor.
Ekonomik baskı, söz konusu sınırı korumayı güçleştiriyor. Washington, gümrük vergileri ve vize kısıtlamaları için ticari ve diplomatik gerekçeler öne sürmüştü. Ne var ki resmi söylem, siyasi sonuçları ortadan kaldırmıyor. Trump, daha önceki gümrük vergilerini eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'ya yönelik muameleyle açıkça ilişkilendirirken Bolsonaro ailesinin üyeleri de Amerika'nın ülke üzerindeki baskısında pay sahibi olduklarını iddia ediyor. Ekonomik yaptırıma maruz kalan bir ülke, yaptırım uygulayanların tarafsız birer gözlemci olmasını bekleyemez.
Oylamadan iki gün önce, 2 Ekim'de, ABD yüz yüze konsolosluk hizmetlerini askıya alırken Avustralya güvenlik endişelerini gerekçe göstererek büyükelçiliğini kapattı. Brezilya polisi, bir saldırı planına dair somut kanıt bulunamadığını bildirdi. İddialar asılsız olsa da bu durum internette darbe söylentilerinin yayılmasına yol açtı. Niyet ne olursa olsun, bu tür tedbirler siyasi açıdan hassas bir dönemde istikrarsızlık algısını pekiştirme riski taşıyor.
Washington'un yarım küreyi anlama biçimi daha büyük bir soruna yol açıyor. Özellikle Trump'ın Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırması tarihi bir kafa karışıklığını hatırlatıyor, ABD dış güçleri dışlamanın kendisine komşuları üzerinde yetki verdiğine inanıyor. Ancak Latin Amerika bağımsızlığını ilan ettiğinde Avrupa vesayeti karşılığında ABD’ye itaati tercih etmedi. Ortak coğrafya, ortak çıkarlar ve sorumluluklar anlamına gelir, egemenlik hiyerarşisi kurmaz.
Bu açıdan bakıldığında, Brezilya üzerindeki baskı aynı zamanda Washington'ın Çin etkisini azaltma amacına da hizmet ediyor. Brezilya'nın pazarları, altyapısı ve nadir toprak elementleri de dahil sahip olduğu kritik mineralleri, kurduğu ortaklıkları stratejik açıdan önemli kılıyor. Lula, ülkenin bu ortaklıkları izin almadan sürdürme hakkını savunuyor. Yönetimin eksikliklerine rağmen bu ilke kalıcı ulusal çıkarlara hizmet ediyor. Brezilya diplomasisinde uluslararası rekabet kalkınma fırsatlarına dönüştürülürken ülke münhasır sadakat taleplerine de direnmelidir. Brezilya'nın rekabetçi yatırım, teknoloji ve pazar kaynaklarına erişime ve müzakere özgürlüğüne ihtiyacı var.
Hükümet değişikliği, diplomatik öncelikleri meşru şekilde değiştirebilir ancak bu, ülkenin geleceğini yabancı liderlerin tercihlerine ipotek etmek anlamına gelmemelidir. Maden zenginliği, Brezilya'nın kalkınmasının temelini oluşturmalıdır. Ticari ve diplomatik olanakları daraltan ittifaklar, uzun vadede önemli maliyetler doğuracaktır.
İsrail'in müdahalesinin kendine özgü bir siyasi mantığı bulunuyor. Netanyahu'nun desteği, İsrail'e din ve medeniyet temelinde önem atfeden Evanjelik ve muhafazakar seçmen arasında yankı buluyor. Lula'nın İsrail'in Gazze'deki eylemlerini Holokost'a benzetmesinin ardından, Şubat 2024'te eski İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Lula'yı istenmeyen kişi ilan etmişti. Bu düzlemde Bolsonaro'nun büyükelçiliği Kudüs'e taşıma sözü, diplomatik geri adım anlamına gelecektir.
Brezilya'nın Arap dünyasıyla ilişkileri ise hem ticari hem de diplomatik açıdan önem taşıyor. Bölgesel ayrılıkların ötesinde bir ses olmayı hedefleyen bir ülke, dış politikasının temel ilkesi olarak partizan yakınlığı benimsediğinde güvenilirliğini kaybeder. İsrail ile kurulan dostluk, İsrail hükümetinin yanlış uygulamaları hakkında bağımsız yargıdan vazgeçmeyi gerektirmez.
Brezilya'nın küresel emelleri için temel bir platform olan BRICS ülke için başka bir sınav alanına dönüşüyor. Bolsonaro'nun geri çekilmeyi düşünme isteği incelenmeyi hak ediyor ancak Brezilya'nın ekonomik yapısı ideolojik özgürlüğü kısıtlıyor. Çin ülkedeki ticaret ve üretim süreçlerine derinlemesine entegre olmuş durumda ve ülkedeki etkili kesimler bu bağların korunmasını istiyor. Bağları koparmaktansa siyasi olarak geri çekilmek, yani gruba daha az bağlılık duymak ve Küresel Güney'i örgütleme konusunda geri planda durmak, daha olası bir seçenek olarak görünüyor.
Yukarıda sıralanan faktörlerin hiçbiri Lula'yı ülke içerisindeki hayal kırıklıklarından azade etmiyor. Bolsonaro'nun ülke içerisinde sahip olduğu destek de dış baskıyı siyasi olarak masum kılmaz. Ciddi bir değerlendirme her iki denklemi de dikkate almalıdır.
25 Ekim'deki ikinci tur seçimleri, ne yabancı desteklerin ne de egemenlik söyleminin sağlayamayacağı cevaplar gerektirecektir. Lula, yeni bir görev döneminin neleri değiştireceğini açıklamalıdır. Siyasi kariyeri tartışmalarla lekelenmiş olan Bolsonaro ise daha yakın bir işbirliğinin neye mal olacağını açıklamalıdır. Brezilya'nın ortakları, işbirliğinin Brezilya'nın siyasi yönünü dikte etme hakkı vermediğini kabul etmelidir. Seçim Brezilyalılara aittir, buna Washington'ı, Tel Aviv'i veya herhangi bir başkenti hayal kırıklığına uğratma hakkı da dahildir. Kim kazanırsa kazansın, egemen bir ülkeyi yönetmek için geçici bir yetki alacak, geleceğini başkasının ellerine bırakma lisansı almayacaktır.
[Marcus Vinicius de Freitas, Çin Dışişleri Üniversitesinde misafir öğretim üyesi ve Policy Center for the New South'ta kıdemli araştırmacıdır.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.
