
Olası bir 3. Dünya Savaşı senaryosunda ülkelerin güvenliği; doğrudan hedeflerden ve nükleer serpintiden uzaklık ile askerî ve ekonomik güç açısından değerlendiriliyor. İsviçre, İzlanda ve Yeni Zelanda güvenli ülkeler arasında öne çıkarılırken Türkiye, bölgesel güçler grubunda değerlendiriliyor.
Değerlendirmede güvenlik iki farklı başlık üzerinden ele alınıyor. Bir tarafta büyük cephelerden, doğrudan hedeflerden ve nükleer serpintiden uzak ülkeler bulunurken diğer tarafta askerî ve ekonomik ağırlığı sayesinde ayakta kalabilecek güçlü devletler yer alıyor.
Güvenli kabul edilen ülkelerde siyasi tarafsızlık, büyük güç bloklarından uzak durma, coğrafi izolasyon ve stratejik askerî noktalardan uzakta bulunma gibi özellikler öne çıkıyor. Bu kapsamda İsviçre, uzun yıllara dayanan tarafsızlığı ve dağlık coğrafyasıyla ilk sıralarda değerlendiriliyor.
İsviçre'nin gelişmiş nükleer sığınak altyapısı da ülkenin avantajları arasında gösteriliyor. İzlanda ise aktif bir ordusunun bulunmaması, büyük güç merkezlerine uzaklığı ve Global Barış Endeksi'ndeki konumuyla doğrudan hedef olma ihtimali düşük ülkeler arasında yer alıyor.
Yeni Zelanda, büyük kıtalardan ve nükleer hedef olabilecek merkezlerden uzak konumuyla güvenli ülkeler arasında değerlendiriliyor. Ülkenin dağlık yapısı ve kendi kendine yetebilen tarım potansiyeli de bu değerlendirmede öne çıkan unsurlar arasında bulunuyor.
Şili ve Arjantin'in güney bölgeleri, Kuzey Yarım Küre'den ve olası nükleer serpintilerden uzak konumları nedeniyle avantajlı bölgeler arasında sayılıyor. Grönland ve Butan Krallığı ise seyrek nüfusları, izole yapıları ve küresel çatışmalarda taraf olmamalarıyla değerlendiriliyor.
Pasifik Okyanusu'nun ortasında bulunan Fiji de ana karalardan binlerce kilometre uzaktaki konumuyla listede yer alıyor. Singapur ise kamu güvenliği, altyapı ve kriz yönetimi bakımından güçlü görülmesine rağmen küresel deniz ve ticaret yollarının kesişimindeki konumu nedeniyle farklı savaş riskleri taşıyor.
Savaşın askerî, teknolojik, nükleer ve ekonomik açıdan güçlü tarafları incelendiğinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Batı blokunun ana güçlerinden biri olarak gösteriliyor. Çin, büyük endüstriyel üretim kapasitesi, insan gücü, gelişen ordusu ve ekonomik ortaklıklarıyla Doğu blokunun büyük aktörleri arasında yer alıyor.
Rusya, nükleer cephaneliği, geniş hammadde ve enerji kaynakları ile sert gücü nedeniyle savaşın seyrinde etkili olabilecek aktörlerden biri olarak değerlendiriliyor. Birleşik Krallık ve Fransa da nükleer silaha sahip, askerî ve teknolojik altyapısı güçlü NATO üyeleri arasında gösteriliyor.
Türkiye ise İran, Hindistan ve Pakistan ile birlikte bölgesel güçler başlığı altında yer alıyor. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının stratejik konumu, güçlü ordu ve yerli savunma sanayisi Türkiye'nin caydırıcılığını artıran unsurlar olarak gösterilirken, ülkenin iki blok arasında yüksek jeopolitik baskıyla karşılaşabileceği belirtiliyor.
Hindistan ve Pakistan'ın nükleer kapasitesi de kendi bölgelerindeki dengeler ile küresel lojistik üzerindeki etkileri açısından değerlendiriliyor. Böylece Türkiye, güvenli ve izole ülkeler grubundan farklı olarak, olası küresel savaş senaryosunda askerî ve jeopolitik ağırlığı bulunan bölgesel güçler arasında konumlandırılıyor.
